NurHan Keleş
TÜRKİYE, BM ZİRVESİNDE AYAKTA ALKIŞLANDI, ARDINDAN GELEN BORSA FON KRİZLERİ
Birleşmiş Milletler Genel Kurul salonunun da, ayakta alkışlanan, gurur duyduğumuz ülkemiz Türkiye, nasıl oluyor da, uluslararası itibarın zirvesinde, Borsa’da büyük bir “Fon krizi” ile ekonomisi fırtınaya maruz kalıyor.
Türkiye, ülkemiz Doğu ile Batı’nın, sömüren ile sömürülenin, küresel güç bloklarının, tam kesişim noktasında duran, enerji ve lojistik ticari ağların geçtiği, stratejik öneme sahip güçlü bir ülkedir.
Türkiye, BM Genel Kurul salonunda, kürsüden sarf ettiği hakikatlerle, vizyonunu tüm Dünya’ya zirvede ilan ediyor ve salonda büyük bir itibar ile ayakta alkışlanıyor.
"Dünya beşten büyüktür" diyerek başladığı yolculukta, savunma sanayiinde yakaladığı bağımsızlık, jeopolitik hamleler ve oyun kurucu aktör rolüyle Türkiye, küresel masada artık seyirci değil, başaktörlerden biri olduğunu, tüm ülkeler tarafından kabul gördüğü bir ülke olmuştur.
Ancak, ne zaman ki diplomatik alanda, gücümüzü perçinleyip bağımsız hatlar çekmeye başlasak, diplomasinin parıltılı ışıkları söner sönmez, önümüze aynı sert barikatlar, bir şekilde her zaman önümüze çıkarılıyor.
Borsa “Fon krizi” finansal türbülans ve ekonomi operasyonları, tüm acı gerçekliği ile ülkemizde maalesef hep birlikte yaşadık.
New York’taki ayakta alkışlanan o tablonun mürekkebi kurumadan, nasıl oluyor da, içeride gündeme düşen "Fon krizleri", ekonomi piyasa çalkantıları ve sermaye hareketleri, üzerine gelişen tartışmalar bu tesadüf mü? Yoksa ince ince işlenen küresel bir denklemin, güç mücadelesinin bir iç uzantısı mı?
Güçlenen Türkiye ve rahatsız olan Küresel Oyuncular BM sonrası hemen bu “Fon Krizi” olayı ile bir anda gündemi, Türkiye’yi zor duruma düşürecek, ekonomi savaşı söylemlerine, bir anda bizi çektiler.
Meseleyi her açıdan doğru okumalıyız. Farklı açıdan, fotoğrafın geneline ve bütününe bakmamız gerekir. Türkiye’nin son yıllarda attığı çok önemli stratejik adımlar, elbette küresel ölçekte birilerini, ülkeleri ve onun ardındaki “Küresel elitleri” rahatsız etmektedir.
Afrin’den Karabağ’a, Doğu Akdeniz’deki hak arayışından Afrika’da açılan dip dalgaya, gönül coğrafyamızdaki ülkeler ile yapılan onca ittifaklar ve savunma sanayiindeki yerlilik oranının %80’leri aşmasına kadar, Küresel sistemin alışageldik dengelerini kökünden, her alanda Dünya ölçeğinde sarsmış bir Türkiye vardır.
Kendi İha’sını, Kaan’ını üreten, bölgesel krizlerde ipi göğüsleyen bir Türkiye, Batı’nın alışılmış "bağımlı müttefik" konseptine maalesef hiç sığmıyor.
Bağımsız dış politika yürüten, kendi güvenliğini kendi tesis eden bir Türkiye aktörü, diplomaside alkışlansa da, küresel finans sistemini yani Seküler Kapitalist sistemini elinde tutan, kendi etki alanındaki kurumu olan, Borsa üzerinden “Fon Krizi” oluşturarak "yola getirilmesi gereken" bir başkaldırı operasyonu olarak görülmektedir.
İşte tam bu noktada, askeri ya da siyasi olarak engellenemeyen bir Türkiye’nin en yumuşak karnı olarak ekonomi alanı veriler ile zaten biliniyor ve tespit ediliyor. Ülkemizin Seküler Kapitalizm olan, göbekten bağlı finansal bağımlılıkları ve hassas piyasa mekanizmaları, zaten ortadadır.
“Fon krizi” ve finansal ekonomi fırtınasının, piyasa baskısının, gelişimine bakıldığında, Bir ülkeyi masada geriletmenin en kestirme yolu, elbette ekonomi alanında, her konumda sıkıştırmaktır. ,
BM kürsüsündeki özgüvenin hemen ardından, finansal piyasalarda patlak veren dalgalanmalar veya fon yapıları üzerinden, körüklenen kriz söylemleri, rastgele gelişen ekonomik talihsizlikler, elbette değildir.
Küresel sermaye, doğrudan müdahale edemediği coğrafyalarda, hepimizin bildiği “Asimetrik harp tekniklerini” devreye sokmaktadır. Ülkemizin içindeki işbirlikçiler eliyle de, ortama zemin hazırlarlar ve günü geldiğinde devreye alırlar.
Sıcak para akışını kısıtlayarak veya anlık çekilmelerle döviz ve borsa üzerinde spekülatif baskı oluştururlar, güven algısını aşındırmak için finansal piyasalardaki usulsüzlükleri, fon krizlerini ya da yapısal aksaklıkları abartarak sistem riski var algısı pompalarlar ve yabancı yatırımcıyı kaçırmaya çalışırlar.
Ülkemizde her alanda toplumsal huzursuzluk yaratarak, adına ekonomik darboğazı diyerek, doğrudan seçmenin ve halkın cebine tüm olumsuzlukları yansıtmanın bütün yollarını ararlar.
BM’de yükselen o güçlü sesin, hemen ardından, içeride ekonomi operasyonu algısının köpürtülmesi, tam da bu asimetrik bir yöntemin, klasik bir tezahürüdür. Ankara’nın dış politikada attığı cesur adımların bedeli, sermaye piyasaları üzerinden, ülkemize ve bize ödetilmek istenmektedir.
Ancak hakikatin bir de gerçek yüzü vardır.
Daha önceki makalelerimde, Seküler Kapitalizm ile güçlü bir Türkiye’nin çıkamayacağını, sistemin elit sahiplerin olduğunu ve ekonomi kontrolün elimizde olmadığını, dışarıdan her türlü müdahale açık olduğunu sürekli dile getirdim.
Türk Milletinin karakteri ve yapısı ile uyuşmadığını ve tam ters yapıda olduğunu, Faiz başta olmak üzere, halkımızı her alanda sömürerek, faciaya sürüklediğini ve her alanda yozlaştırdığını, defaten dile getirdim. Hakikati yine haykırarak, gerçekliği ile dile getiriyorum;
“Türkiye, Liberal Kapitalist sömürü ekonomi sistemi ile çürümekte ve çökmekte olan bir faizli ekonomi yapısı ile hiçbir zaman, Adil güçlü bir Lider ülke olamaz.”
Dünya uluslararası ekonomi sistemi olarak, elbette reel bir gerçeklimiz vardır. Bunu görmezden gelemeyiz. Dünya’daki hemen hemen tüm ülkeler faizli Liberal Kapitalizmi halen uyguluyor. Çin uyguladığı ise güya sosyal Kapitalizm uygulaması ile kendi vatandaşlarına, tam bir baskı “Dijital kölelik” uygulamasıdır.
Dünya’da 20.yüzyıl altyapıları, bir yandan artık çökerken ve yıkılırken, artık çok kutuplu bir Ekonomi sistemi uygulamasına gidildiği, 21.yüzyıl dönüşüm ve değişim ortamındayız. Türkiye kendi Kadim Medeniyet birikimi olan “Ahilik ve İslami İktisadi” modelini, defaten dile getirdim, bir üçüncü yol olarak, artık bu “Fon krizi” ile bize yapılan operasyondan sonra, hemen direkt vakit geçirmeden, uygulamaya almalıdır.
Seküler Kapitalizm ile gelen finansal taarruzlar “Fon krizi” ne kadar gerçekse, içeride o taarruzlara zemin hazırlayan ve boşluklardan nemalanan, faydalananlarda bir o kadar gerçektir.
Ülkemizin sermaye piyasalarında, fon denetimlerinde ya da finansal mimaride usulsüzlüklere, düzensizlikle ya da denetim zafiyetlerine, Kapitalist sistem zaten yapısal olarak imkân tanınıyor, elbette bu durum fazlası ile Dünya’da ve ülkemizde, daha önceden krizler ile ayrıca görülmüştür.
Ülkemiz “Küresel Elitlerin” güçlerin bu kırılganlığı, bir silah olarak kullanmasını, fırsat bilmeleri ile zaten her zaman, onlara bir şekilde davetiye çıkarıyoruz demektir.
Cumhurbaşkanımız yaptığı son açıklamada “Bizim kırmızı çizgimiz aziz milletimizdir. Milletimiz söz konusu olduğunda da tavrımız bellidir. Biz, ne hak yeriz, ne de vatandaşın hakkının yenilmesine göz yumarız. Hele hele başkaları gibi hak yiyenleri savunma yoluna asla gitmeyiz. Aramızdaki fark, işte budur.” açıklaması elbette çok kıymetlidir. Türk Milleti ülkesine sahip çıkar ve her alanda güvenir.
“Fon Krizin” detaylı ayrıntılarına girmeye gerek görmüyorum. Basında “Fon Krizi” olayını, Ülkemiz zararına, sürekli köpürtenler ortada, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) ve ekonomi yönetiminin fon krizinde yürüttüğü kararlı soruşturmalar, operasyonlar ve temizlik adımları Türk Milleri için son derece kıymetlidir.
Yaşadığımız “Fon Krizi” ile gerçekler ve hakikatler acı gerçekliği ile ortadadır. Şimdi soruyorum?
Ülkemiz için canla başla mücadele eden, BM ayakta alkışlanan liderimiz ortada iken;
Borsa’da onca işlemler sonrası bilindiği ve görüldüğü halde, denetimden sorumlu olan yetkili kişiler neredeydi? Daha önceden farklı kurumlardan defaten Fon krizi uyarıları yapıldığı halde, neden müdahale edilmeyip bu günlere, zamana özellikle bırakıldı?
Siyasi Liderin gölgesinde, ona en yakın olanların, daha fazla dikkat etmesi gerekirken, teşkilat içinde liderin yıllarca uyarmasına rağmen, merkezi ve yerel siyaset içinde halen bildiğini okuyanlar, çıkar ve menfaat çarklarına girenler, teşkilat içinde asla barındırılmaması gerekirken, bu durumlar neden teşkilat içinde görülmedi ve yaşandı?
Arsızca ve fütursuzca kazanma hırsını, milletimiz o kadar ekonomi sıkıntılarına rağmen, emeklisinden memuruna kadar herkes yaşarken, Tüm zorluklarına rağmen devletine her alanda yine sahip çıkarken, akıl ve mantık ile açıklanamayacak, bir karlılık oranı ile açgözlü olması, nasıl bir kazanma hırsıdır bu anlaşılır ve izah edilebilir bir durum asla değildir.
Türk Milletini, küçük yatırımcıları, yıllarca Faiz ve Borsa üzerinden, yüksek kazançlar ile daha önceki yıllardan bile bu krizler yaşanmıştır. Bu yaşananlar bilindiği ve görüldüğü halde, küçük yatırımcıları yine hırsla fütursuzca zengin olacaksınız vaadi ile kandırarak, Bu “Fon krizi” girdabına, bataklığına nasıl çekildiklerini, Borsa’da denetim yapan ve diğer yetkililer bunu neden görmez? Bu yanlışa neden görmediniz ve sessiz kaldınız?
Yaşanan acı gerçekler ortada, “Fon Krizi” yapanlar, içinde olanlar, görmezden gelenler ortada, bunları savunabilecek hiçbir mazeret olamaz. Acı gerçekliği ile yaşandı. Devletimiz sürekli konunun üzerine gitmektedir. Buna sebep olanlar, cezalarını mutlaka çekeceklerdir. Konunun detayları araştırıldıkça, daha hangi yolsuzluklar ile karşılayacağız. Hep birlikte yaşayarak göreceğiz.
Ancak, bu yaşanan acı durumu fırsat bilenler, birçok kişi varken işin içinde, bir cımbız edası ile çalışarak, Bakan üzerinden, dinimize, değerlerimize, ülkemize, liderimize sürekli saldırmaktalar. Bu durumu ortam hazırlayanları, bunu ifade edenleri, saldırmalarını şiddetle kınıyorum.
Konu farklı amaç ve ortamlara köpürtülerek, sürekli çekilmek istenmektedir. Devletimiz elbet her türlü önlemleri alabilecek güçtedir. Konu farklı alanlara çekilmesine asla müsaade etmemeliyiz.
Soracağım soruları yazmaya devam etsem satırlar yetmeyecek, “Fon Krizi” acı gerçekliği ile maalesef yaşandı. Tüm acı gerçekliği ile tüm yetkili olan kişilerden, işlemleri yapanlardan, milletimizi kandıranlardan, ülkemizi düşürdükleri bu itibar kaybı durumundan, sonuna kadar her alanda hesap sorulmalıdır. Asla hiçbir şekilde taviz verilmemelidir.
Dişinden, emeğinden biriktirdiği, küçük yatırımcılarımızın, mağduriyetleri de mutlaka giderilmelidir.
Devletimizin son dönemlerde, tüm yolsuzlukların üzerine sırayla üzerine gitmesi, halkımız tarafından takdirle karşılanmaktadır. Devlet Başkanımız Liderimiz başta olmak üzere, ilgili Bakanlarımıza emeği geçenleri yürekten kutluyoruz.
Fakat unutulmamalıdır ki; en iyi savunma, bünyeyi mikroplara karşı, her alanda tamamen bağışık kılmaktır. Seküler Kapitalizm sistemi içinde kaldığımız müddetçe, tam bir bağışıklıktan hiçbir zaman söz edemeyeceğiz bir gerçektir. Türk milletini, bu Kapitalizm her alanda zaten perişan etmiştir. Yaşadığımız acı gerçeklikler zaten ortadadır.
Faizli Seküler Kapitalizm sistemi, artık bu “Fon Krizi” ile inandırıcılığını ve iflasını zaten ilan etmiştir.
Devletimiz, uluslararası makro ekonomi alanında halen uygulanan, çürüyen yıkılmakta olan Kapitalizm’in çarklarını tamir etse de, yine uygulamaya zorunlu olarak devam edecektir.
Ülkemizin ilk uyguladığı sistem “Karma Ekonomi modelin” devamı olan, kendi yolumuz olan, tamamen kendi kontrolümüzde olan, karma yapıya yani “Türkiye Ekonomi Modeli” daha kararlı bir şekilde ve yapıda uygulanmalıdır.
Ülkemizi her alanda, daha güçlü lider bir ülke yapacak, dış ekonomi saldırılara karşı zırhlı olan, Kadim Medeniyet birikimimiz, Ahilik ve İslami iktisadi temelde, İnsanı merkeze alan, Adil Bir Sistemi, mikro ölçekte, “Vakıf İş Kümesi” sistemini, Seküler Kapitalizm bağımsız, hibrit bir yapıda uygulanmalıdır.
İçeride şeffaflık, Adalet, hakikat ve liyakat temelinde, sıkı denetim mekanizmaları kurulmadıkça, BM kürsüsünde kazanılan gururlandığımız diplomatik zaferler, Seküler Kapitalist sistemin, çürümüş o borsa ve döviz koridorlarında, faiz sarmallarında, heba edilme riskiyle, her zaman karşı karşıya kalırız.
Türkiye, küresel sistemin yeniden kurulduğu, bu sancılı eşikte, tarihi bir rol üstleniyor. Ayakta alkışlanan o vizyon, sadece söylemde kalmayarak, reel politiğin tam merkezine güçlü Adil Bir Ülke olarak oturuyor. Bu reel politiğin ekonomi tabanı da, güçlü Adil Bir Sistem yapıda olmalıdır.
Ancak tarih bize şunu göstermiştir ki, askeri ve diplomatik bağımsızlık, finansal bağımsızlıkla taçlandırılmadığı sürece, hep bir tehdit altındadır. Masada güçlü olmanın yolu, sarsılmaz bir ekonomi altyapısı ile güçlü olmaktan geçer.
Türk Milletinin, kendi öz Kadim Medeniyet birikimi olan, Ahilik ve İslami iktisadi temelde, İnsan merkezli Adil Bir Sistem “Vakıf İş Kümesi” mikro sistem modeli, güçlü olmanın yolunu ve sarsılmaz bir ekonomi altyapısı, bize her alanda verecektir. Allah’ın izniyle İnşallah.
Küresel odakların Türkiye’nin güçlenmesinden duyduğu rahatsızlık zaten bildiğimiz bir durumdur. Bu rahatsızlığın, ekonomik finansal operasyonlar ve fon krizleri üzerinden sahnelenmesi, şaşırtıcı değildir.
Ekonomisi güçlü olmayan, finansı sağlam olmayan bir ülkenin, masadaki ses gürlüğü, her zaman birilerinin iştahını, yine kabartmaya devam edecektir.
Türkiye’ye düşen görev ise nettir; Türkiye, bir yandan BM kürsülerinde mazlumların ve adaletin sesi olmaya devam ederken, diğer yandan iç piyasadaki çürüyen ve çökmekte olan Faizli Seküler Kapitalizm gediklerini, sorunlarını, denetim ile en üst seviyeye acil çıkarmalıdır. Bir yandan;
Dış operasyonlar karşısında, “Vakıf İş Kümeleri” İktisadi Zırhını ve kalkanı, uluslararası ticari rekabet şartlarında, her alanda aktif işleyecek şekilde, dış ekonomi müdahaleye karşı duran, kendi öz Kadim Türk İslam Medeniyet birikimden alarak, sarsılmaz ekonomi altyapısını mutlaka oluşturmalıdır.
Selam, Muhabbet ve Dua ile Kalın İnşallah
NurHan Keleş
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.