Erdal Çil
KAHT-I RİCAL KAVRAMININ GÜNÜMÜZE YANSIMALARI
Balkan Savaşları, 1. Dünya Harbi, Çanakkale Savaşı, İstiklal Harbimizde, ülkemizin hep nitelikli kadroları da cephelerde ön saflarda yerlerini alıp, bir kısmı şehitlik mertebesine bir kısmı da gazilik mertebelerine ulaşmıştılar. Külfette yer almayıp en ufak bir tehlike anında batıya kaçan, bu savaşlarda bile batıdaki eğitim hayatlarını devam ettiren bir kısım ‘Beyaz Vatandaşımız’ için ise yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti tam bir fırsat olmuştu.
Her ülkede büyük ve uzun savaşlar hep bir fırsatçı tabakası oluşturur. Bu savaşların sonrasında da bizde de farklı bir sonuç beklenmezdi ancak bizdeki gelişme bunun biraz dışına çıkmış, yeni oluşan devlet de tıpkı Osmanlı’nın son zamanlarındaki gibi batıcı bir yaklaşımı benimsediğinden eğitimlerini batıda almış, ülkemiz istiklalinin nüvesini oluşturan Anadolu insanının gerçekçiliğinden iyice uzak kalmış bu fırsatçı tayfa, devlet kadrolarındaki yerlerini alarak Anadolu’dan kopuk, halktan kopuk politikaların izlenmesinde önemli rol oynamışlardır. Bunun sonucunda da oluşan bürokratik körlüğün, ülkeyi giderek demokratik gelişimlerden ve batıdaki aydınlanma çabalarından uzaklaştırması kaçınılmaz olmuş, çok partili hayata yirmi yılı aşkın bir sürede halen geçilememişti.
Bu gidişata ilk büyük tepki yine ülkenin yeni yetişmeye başlayan okumuş genç kesiminden gelmiş, 3 Mayıs 1944’ de çoğunluğunu İstanbul ve Ankara üniversitelerinde okuyan gençlerin oluşturduğu geniş bir kesim, hükümetin bu baskıcı ve ötekileştirici politikalarına karşı ilk protestolarını yapmışlardı. Milli birliğe en ihtiyacımız olduğu, 2. Dünya savaşının henüz bitmediği bir tarihte üstelik başkent ve ülkenin en büyük şehrinde yapılan bu gösteriler iktidara önemli bir uyarı olmuş, savaş sonrası hemen çok partili hayata geçiş için atılan adımlar hızlandırılmıştı.
Ülkemizde çok partili hayata geçilmesiyle birlikte her çeşit düşünce az da olsa birer kimlik bularak temsil edilme fırsatı yakalamışlardı ancak Ortadoğu’daki emelleri için Türkiye’ ye biçilen rollerinde henüz tavize yanaşmayan emperyalist güçler bu sefer de ülkemizde elleri altında sürekli dinamik tuttukları; ordu, iş dünyası ve basın gibi güçlerle ülkemize üstelik de demokrasi adına ayar vermeye başlamışlardı. 1960 İhtilali, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat 1997 ve son olarak da 15 Temmuz 2016 kalkışmaları, hep ülkenin sandıkta seçilen yönetimlerine karşı yapılmıştı. Sadece iş başındaki yönetimler değil, okuyarak ülke yönetimlerinde daha fazla yer almak isteyen önemli bir genç kesim de bu müdahalelerden oldukça olumsuz etkilenerek vesayetin acımasız yüzüyle tanıştıkları gibi, gitgide kendilerini depolitik yapan bir sürecin içerisine de düşmekten alıkoyamamıştır.
Bir ülkedeki çürümüşlüğü, değer kaybını, ahlaki çöküntüyü sadece halkın iradesiyle iş başına gelen iktidarlara mal etmek en basit ifadesiyle kolaycılık ve halkın iradesine saygısızlıktır. Halk, önüne getirilen sandıkla ülkenin bütün menfaatleri için ne gerekiyorsa yapma yetkisini belirli bir süreliğine iktidara vermekte, ülkedeki diğer bütün organların da halkın bu iradesine saygılı davranması gerekirken böyle davranmak yerine başka yollara sapması akla hemen vesayet endişesini getirmektedir. Hele bir de halkını uyarması, bilgilendirmesi elbette en doğal hakkı iken bunu da yaparken aynı zamanda kendi geleceği de olan gençleri, farklı fikirlere sahip insanları da incitmemesi, ötekileştirmemesi, doğru bilgiler sunabilmesi ve asla yasadışı yollara tahrik etmeden var ise kirli emellerine alet etmeden bunları yapması gerekmektedir. Durum böyleyken maalesef 1944 Türkçülük olaylarında, gerek 1960 İhtilalinde, gerek 12Eylül 1980’de, gerek 28 Şubat ve 15 Temmuz’da hayatlarının baharlarında hayatları karartılanlar hep gelecek vaat eden gençlerimiz, nitelikli kadrolarımız olmuştur. Hiç kimsenin, hiçbir gücün tekrar bunu yapmaya hakkı yoktur ve son 15 Temmuz kalkışmasında halkımız, iradesiyle de bunu hafızalara kazımıştır.
İktidarların pazarlık yapıp, yasa hazırlaması, ülke adına birtakım iş birlikleri yapması hep sandıkta aldığı yetki üzerinedir. Yaptığı işlerde yanlışı olsa bile bunun halka doğru olarak anlatılması, doğruysa alkışlanması, başta muhalefet olmak üzere ülkedeki bütün kurumların vazifesidir. Bunu yapmak yerine özellikle delikanlı çağında olan geleceğimizin emanetçisi gençleri, nitelikli hale getirmek üzere yıllarca gözlerinin içine baktığımız çocuklarımızı içi boş sloganlarla hamasete, dolduruşa teslim edip kullanmak ise en hafif tabiriyle bu vatana yapılacak en büyük ihanettir.
Artık gençlerimiz için üzülmeyi bırakalım ve yapabiliyorsak onlara geçmiş deneyimlerimizi hiç olmazsa doğru olarak anlatmayı becererek kendi yanlışlarımıza, korkularımıza, saplantılarımıza, kavgalarımıza onları alet etmekten, onları ileri sürmekten vazgeçelim.
Bu ülkede genç olmak, yıllardır adeta gençliğini yaşayamamak, hayal kuramamak, düşündüğünü ifade edememek gibi bir takım acı bedelleri de hep beraberinde getirmiştir. Gençliğini sağlıklı yaşayamayan bireylerin oluşturduğu toplumlarda da olgunlaşma tam anlamıyla tamamlanamadığından, ileride sahip olduklarına bile hep eğreti duruşlar, hakkıyla sahip olamama, hakkını verememe ve bir anlamda bunlarla olan imtihanlarında büyük kayıplarla kaybedişler kendini göstermiştir.
İyi insanların iyi makamlara, iyi servetlere, iyi ailelere sahip olmalarına rağmen iyi sınav veremedikleri zamanlar bir bakıma bizdeki kaht-ı ricalin de hiç eskimeyen fotoğrafı olmuştur. Halbuki iyi insanlar, iyi makama, iyi mala mülke sahip olanlar değil, iyi ve ölümsüz işlere imza atanlardır. Cansız bedenleri musalla taşına getirildiğinde saf tutan cemaatin cılız bir helalliğiyle değil, asırlardır yaşayıp giden eserleri, işleriyle var olup ölümsüzlüğe kanat açanlardır iyi insanlar.
‘Emaneti ehline veriniz’ buyruğunu asırlardır dilimize dolamış olmamıza rağmen bugün halen demokrasimizin en önemli organı sayılan siyasi partilerimizin bile nerdeyse tamamının sadece liderleri adıyla anılması, kadrolarının çok dar kalması ve bir adım sonrası için bile ümit verememesinin izahını, kahtzı rical dışında cevaplarda aramanın ne kadar anlamı var onu da bilmiyorum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.