Nurhan Keleş
TÜRKİYE’NİN ASKERİ JEOPOLİTİĞİ ANKARA’DA ESEN YENİÇERİ RÜZGÂRI İLE “NATO 3.0” STRATEJİK BÖLGESEL LİDERDİR.
NATO zirvesi 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde, başkent Ankara’da, Soğuk Savaş sonrasından bu yana ittifak tarihinin, en kritik eşiklerinden birine ev sahipliğine gelen, NATO üyesi Devlet Başkanların ve dış basının övgü dolu sözleri altında “NATO 3.0” tanımlaması ile bitmiştir.
Ülkemiz ile gerçekten gurur duydum. 36. NATO Zirvesini takip ettiğim kadarıyla, sadece Ankara caddelerindeki yoğun güvenlik önlemleri, ya da 17 yıl sonra başkentimizi ziyaret eden ABD Başkanı Donald Trump’ın uçaktan iniş fotoğraflarıyla ve jestleri ile elbette anılmayacak. Asıl Transatlantik güvenlik mimarisinin yeniden tanımlandığı yer olmasıyla, çok önemli kararların alındığı, stratejik lider bir ülke olarak Dünya tarihine geçmiştir.
Ülkemizde, 2004’teki İstanbul Zirvesi’nden 22 yıl sonra Türkiye’de toplanan bu NATO Zirvesi, Türkiye’nin NATO’daki rolünün tartışıldığı bir ülke değil, artık gurur duyacağımız bir seviye geldiği yeniden şekillenen Dünya’da Türkiye’nin liderliğinde bir NATO mümkün olduğunu, tüm Devlet Başkanları tarafından tescil ve kabul edilmiştir.
Özellikle, ABD Devlet başkanı Trump’ın NATO içinde, askeri savunma maliyetini tek başına karşıladığı bir dengesizlikte, AB ülkeleri ile NATO içinde kavgalar ile ayrışma ve dağılmaya girdiği bir dönemde kendi içlerinde büyük sorunlar yaşamaktaydı.
Türkiye stratejik Devlet aklı liderliği ile ABD ile AB arasında, yaşanan onca sorunlara rağmen dağılmasına engellemiştir. Transatlantik gücü yeniden toparlayarak bir nevi dirilterek, Devlet başkanlarının övgüsünü ve takdirini alarak, tekrar NATO etkin bir konuma getirmiştir.
ABD Devlet başkanın, basın toplantılarında vurguladığı şu çarpıcı söz “NATO zirvesinin Türkiye’de olması, Sayın Erdoğan’a duyduğum saygıdan dolayı, gelmemde çok etken bir karar olmuştur. Yoksa katılmayacaktım” sözüdür.
Türkiye’nin Stratejik liderliğine ve Savunma Sanayi gelmiş olduğu seviye bakımından, ABD artık kendi kıta sahanlığa çekilecek olması ile Türkiye’nin küresel ölçekte, yükünü almasındaki liderlik yapmasını NATO‘nun ikinci büyük ordusu olması ile bir nevi her alanda önünü açmıştır.
Ankara’da NATO Zirvesinde, aklımızda kalan en önemli mesaj, Türk Milletinin kadim tarihi kökünden bağrından çıkmış olan, YENİÇERİ ocağının, tam 200 yıl sonra tekrar Devlet protokolünde NATO Devlet Başkanlarını, Mehter eşliğinde karşılayarak ortaya çıkması, Türk Milletini her anlamda yürekten gururlandırmıştır.
Türkiye, İnsanı merkeze alan Adil bir NATO ülkesi olarak, Ankara’da Cumhurbaşkanlığı külliyesinde 36.NATO zirvesi ile güçlü liderliği, Dünya ölçeğinde artık ABD ve AB Batı Transatlantik bloğu tarafından saygıyla gururla liderliği perçinlenmiştir.
Türkiye artık Batı ülkeleri ile olan ilişkilerinde, Türk Milletinin köklü tarihi kadim mirasını, Milli ve Manevi tüm değerlerini, her türlü alanlarda sahip çıktığını ve çıkmaya devam edeceğini, açık ve net olarak NATO Devlet başkanları önünde, tüm Dünya’ya ilan etmiştir.
Ankara Zirvesi’nin ardından, Türkiye'nin Dünya ölçeğindeki bu savunma sanayi ve askeri kabiliyet stratejik önemi çok ciddi olarak yeniden şekillenmiştir. Gelecekte bizi küresel ölçekte stratejik liderliği ile güçlü bir NATO liderliği bekliyor olacaktır.
Küresel denklemde "Güvenlik üreten ülke" zirvenin yapıldığı dönemin ruhu, küresel güvenliğin artık sadece 20.yüzyıl askeri doktrinleri ile konvansiyonel ordularla değil, 21.yüzyıl askeri siber alan, yapay zekâ, savunma sanayi, arz zinciri ve enerji koridorları üzerinden, okunduğu yeni bir evreye geçilmesinin, kaçınılmaz olduğu bir denkleme getirmektedir.
Askeri uzmanların bu NATO Zirveyi "NATO 3.0" olarak adlandırdığı bu yeni dönemde, Avrupa’nın AB ülke güvenliğini tamamen, ABD’ye devrettiği eski konfor alanı her alanda artık çökmüş durumdadır. Artık kendi savunma kapasitesini büyüten, lojistik esnekliğe sahip ve bölgesel krizlere anında yanıt verebilen, hızlı aksiyon alabilen aktörler içinde, artık Türkiye ön planda olacaktır.
İşte tam bu noktada Türkiye, Ankara Zirvesi ile sadece jeopolitik olarak Doğu ile Batı arasında artık bir "köprü" olmadığını, bizzat istikrar ve güvenlik üreten ana aktörlerden biri stratejik derinlikte lider bir ülke olduğunu tüm Dünya’ya perçinleyerek tescillendirmiştir.
Ülkemizin etrafının savaşlar ile yangın yerine döndüğü, Karadeniz’deki hassas dengeler, enerji ulaştırma hatlarının güvenliği ve yerli savunma sanayinin, Kaan’dan İha, Siha sistemlerine kadar ulaştığı üretim hacmi, Türkiye’yi ittifak içinde tüketen değil, kolektif caydırıcılığı besleyen aktif bir askeri güç konumuna getirmiştir.
Geleceğin NATO'sunda Türkiye'nin Oynayacağı, önemli roller vardır. Ankara’da atılan imzalar ve yapılan ikili görüşmeler özellikle F-35 ve S-400 denkleminin yeniden masaya yatırıldığı, Erdoğan ve Trump arasındaki dostluk ilişkileri temelde olması, etkin belirleyici olmuştur. Önümüzdeki 10 yılda Türkiye’nin ittifak içindeki rolleri, radikal şekilde dönüştürecek, büyük unsurlar barındırmaktadır.
Stratejik özerklik ve entegrasyon dengesini, Türkiye bir yandan kendi Milli Savunma Sanayisi oranı %80 büyüterek, dışa bağımlılığını azaltıyor, diğer yandan bu kapasiteyi NATO’nun toplam gücüne entegre ediyor. Özellikle ABD Devlet Başkanın CAATSA yaptırımların kaldırılması ve ortağı olduğumuz F35 savaş uçakları ile çok ciddi bir ivme kazanmasına etken olacaktır.
Gelecekte Türkiye, ittifakın üretim ve teknoloji üssü rollerinden birini çok ciddi olarak üstlenecek. Avrupa’nın yeniden silahlanma sürecinde, NATO Savunma müttefikliği, Türk savunma firmalarının ortak üretim projeleri ve teknoloji iş birliklerin artmasına, Savunma Sanayinin her alanda büyümesine hayati önemde büyük rol oynayacaktır.
Güney ve Doğu kanatlarının kesişim noktasındaki bir NATO ülkesi olarak, Rusya odaklı konvansiyonel tehditler ile Asya ve Pasifik eksenli yeni sınamalar arasında sıkışırken, Türkiye hem Karadeniz’in Doğu kanadını istikrarını koruyan, hem de Akdeniz ve Ortadoğu’dan Güney kanadını gelebilecek asimetrik tehditleri, terörizmle mücadele tecrübesiyle göğüsleyen etkin güçlü bir müttefiktir.
Gördüğüm ve olayları analiz edebildiğim kadarı ile gelecekte ittifakın kriz yönetim operasyonlarında, Türkiye’nin lider komuta ve lojistik rolü çok daha derin belirgin olacaktır. Türkiye’ye verilen bu kadar yüksek liderlik ve askeri stratejik güven, önümüzdeki süreçte savaş yeteneği ve kabiliyetinin, çok daha derin olarak sınanmasına yol açacaktır. NATO Zirvesi ile Türkiye olan güvenin artması, büyük bir savaş dönemini, kendi bölgemizde daha derin tetikleme tehlikesi, çok yüksek olarak derinden artmıştır.
Askeri istihbarat diplomasisi ve bilişsel güvenlik, Ankara Nato zirvesi, istihbarat paylaşımının klasik operasyonların ötesine geçerek, hibrit tehditlere karşı bir kalkan haline geldiğini özellikle göstermiştir. Türkiye, bölgesel aktörlerle kurabildiği doğrudan diyalog kanalları sayesinde, NATO’nun en efektif arabulucu ve istihbarat köprüsü olmaya aktif devam edecektir.
Ankara 36.Nato zirvesi, transatlantik ittifakın sadece coğrafi olarak sınırlarını değil, zihinsel sınırlarını da genişlettiği bir milat olarak tarihe geçmiştir. Washington’ın yük paylaşımı konusunda, müttefiklerini sertçe uyardığı bir dönemde, Türkiye yüksek askeri harcamaları, operasyonel kabiliyeti ve jeostratejik ağırlığıyla vazgeçilmez müttefik tanımının içini derinden doldurmuştur.
ABD basınında dikkat çeken, Türkiye’nin NATO zirvesi vesilesi ile ABD Devlet Başkanı Trump gösterilen ilgiden derinden etkilenmişlerdir. ABD’nin son dönemde kendi içinde ve dışında yaşadığı Dünya’daki itibar kayıplarını, bu NATO zirvesi ile Türkiye’nin gösterdiği itibarı ile Dünya ölçeğinde tekrar itibar kazandığını, ifade etmişlerdir. ABD’nin tıpkı eski küresel güçlü ülke konumuna, tekrar NATO zirvesi ile Türkiye’nin vizyonu ile yükseldiğini özellikle ifade etmişlerdir.
Geleceğin Dünya’sında Türkiye, NATO içinde sadece kararlara onay veren bir üye ülke artık değil, yeni “NATO 3.0” güvenlik mimarisinin kavramsal, teknolojik ve stratejik çerçevesini bizzat çizen, o masanın en stratejik aktörlerinden biri olmuştur. Ankara’da esen YENİÇERİ rüzgârı, küresel siyasetin yönünü bir kez daha, Asker millet olan, Türk Milletinin kadim Anadolu topraklarına çevirmiştir.
Sevgi, Muhabbet ve Dua ile kalın İnşallah
NurHan Keleş
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.