Erdal Çil
KALDIRIMLAR GİBİ KIYILAR DA İŞGALCİLERİN
Mevzuatımız içinde 3.7.2005 tarihinde kabul edilmiş 5393 Sayılı bir Belediye Kanunu var. Bu kanunun, belediyenin görev ve sorumluluklarını belirten 14. Maddesinin hemen ilk (a) bendi ise aynen şöyle:
“İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı; coğrafî ve kent bilgi sistemleri, çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik, defin ve mezarlıklar, ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar; konut, kültür ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor; sosyal hizmet ve yardım, nikâh, meslek ve beceri kazandırma; ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır. Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 50.000'i geçen belediyeler, kadınlar ve çocuklar için koruma evleri açar.”
Hemen arkasından gelen (b) bendinde ise paragrafın birinde aynen şöyle yazar:
“Belediye hizmetleri, vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulur. Hizmet sunumunda özürlü, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanır.”
Sanıyorum burada yazılanları tek tek yazarak hemşerilerimizin önüne not vermeleri için koysak yani vatandaşımıza belediyemizin imar uygulamaları, içme suları ile ilgili yaptıkları, kanalizasyon, ulaşım, alt yapı, çevre sağlığı, temizlik, zabıta, kurtarma ve ambulans, trafik, ağaçlandırma, kültür, tanıtım, gençlik ve spor faaliyetleri ile ilgili değerlendirmelerini istesek sonuç sanıyorum en fazla, şehir ile ilgili yapmak istediklerini yakından bilip oy verdiğiniz, şehri kurtarsa kurtarsa ancak bu kurtarır dediğiniz belediye başkanlarınızın canını sıkar düşüncesindeyim. Çünkü diğer bütün sorumlular, en azından kendi birimlerinde çalışanlarının raporları ve kendi gözlemleri vasıtasıyla zaten az çok bu işlerin sahada nasıl işlediğinin farkındalar ve durumu kanıksamış haldeler. İdari işleyişimizin en besili canavarı bürokrasi de zaten böyle bir şey. ‘Sayın müdürüm’, ‘Sayın Başkanım’ diyerek işin hiç de vatandaşın gözüyle göründüğü gibi olmadığı algısını amir pozisyonuna gelen insanlara bir güzel dikte ederek başlatırlar.
Bu statükoyu pek öyle hafife almaya da gelmez. Alimallah sağlığınızdan da koltuğunuzdan da ediverirler. Ancak kanun orada, bu kadar açık duruyorken ve göz sağlığına, kulak ve beden sağlığına emin olduğunuz seçilmiş insanlar, ellerindeki bu kadar yetkiye rağmen şehrin göz göre göre elden gitmesine kayıtsız kalıyorlarsa bunun da başka izahı kalmıyor sanırım.
Küçücük bir şehir merkezinde, üç kuruşluk menfaat için kaldırımları işgal edenlere ses çıkaramayan yönetim anlayışlarının, küresel ve daha büyük boyuttaki kıyılardaki işgalci rant anlayışlarına nasıl ses çıkarabilecekleri hepimizin malumudur. Hepi hepi bir iki metrelik kaldırım işgallerine göz yumanların, üç tarafı denizlerle çevrili kilometrelerce uzunluğunda kıyılara, üstelik anayasaya rağmen ses çıkaramayan acizliklerini görmek ise çok zahmet gerektirmiyor.
Uzun sözün kısası, kaldırımlar da kıyılar da halkın değil, rantın.
Jane Jacobs’un Metis Yayınlarından çıkan ‘Büyük Amerikan Şehirlerinin Ölümü ve Yaşamı’ isimli kitabında şehir gözlemlerini, kendine sorduğu sorulara cevap arayarak bizlere aktarır. “Hangi faktörler şehri emniyetli kılar?”, “Mahalle nasıl bir şeydir?”, “Büyükşehirlerde mahallenin nasıl bir konumu vardır?”, “Şehirlerde hayat nasıl işler?” gibi sorulara cevap arar. Kentlerin sorunlarını, sorunları nasıl olmalı diye tartışmak yerine, kendi kentini örgütleme gücü ile anlayabileceğimizi söylerken bu sürecin organik bir bütünlük içinde olduğunu vurgular.
Jacobs’a göre kaldırımlar, şehrin korunmasında önemli bir koruma kalkanıdır. Sağlıklı bir şehrin kaldırımında güvenliği korumak için her zaman polis gerekmemektedir. Sokaklar, doğal sahipleri tarafından denetlenmelidir. Bu doğal sahipler sokak etkinliklerini izlemekten zevk alan, gerektiğinde sokağa müdahale edebilecek olan kişiler ve sokağın canlılığından beslenen gruplardır. Boş sokaklar ve yüksek katlı konut projelerinde terk edilmiş alanlar ve merdiven boşlukları vb. alanlar arasında bir bağ vardır. Apartmanların modernleşmesi, oturan insan profillerinin değişmesi, erişim kontrollerinin azalması, ilgisiz insanlar ve denetim işlevinin bulunmaması yabancıların varlığını otomatik olarak tehdit haline getirmektedir. Halka açık ama halk tarafından da korunuyorlar ve bu kontrol ve önlem eksikliği gibi durumlar yaratabilmektedir. Apartman sakinleri güvensiz hissetme durumlarında buralardan ayrılmaktadırlar. Hareketli bir yaşam çevresinin bulunması, sokakların yoğun olarak kullanılması şehir güvenliği için ön şart olduğu fikrine dayanarak Jane Jacobs, restoran ve halka açık yerlerin önemini vurgulamıştır.
Biz insanlar dünyada şehir inşa eden tek canlı türüyüz. Diğer canlı türleri için ekosistem ne ifade ediyorsa bizim için de şehir odur ve vazgeçmemiz mümkün değildir. Toplumların sönükleşip çürümek yerine geliştiği ve zenginleştiği yerlerde bu ekosisteme sahip çıkmalarının sağlanması en akılcı ve en ekonomik sistemdir aynı zamanda. Yazarın da dediği gibi çürüyen şehirler, gerileyen ekonomiler ve büyüyen sosyal dertler hep beraber gezerler. Bu bileşim asla tesadüfü değildir.
Sokağın sahiplerine bu bilinci verecek olan da şüphesiz belediyelerdir. Cezalar görülüyor ki uygulanamıyor ve çözüm olmuyorsa o zaman iş sokağın, kaldırımların, kıyıların sahiplerinde o bilinci oluşturmak ve onların dinamizmiyle şehirleri kucaklamak zorundayız.
Her zararlının olduğu gibi çürümenin de işgalin de başını küçükken ezebilir, insanımıza bu bilinci verebilirsek şehrin istediği, özlediği, şehre uygun, şehirli insan da ancak o zaman olabiliriz.
Unutmayalım ki şehirli insan gününü yaşayan değil, yarınını düşünen, yarınıyla dertlenen ve çözümleri de beraberinde uygulayabilen insandır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.