Erdal Çil
KALDIRIM İŞGALLERİ
Geçen yazımızda kullanılış amacının çok ötesine itilip, sahipsiz bırakılan kaldırımlarımızı konu ederek, şehrimin parkurlaşan kaldırımları ifadesini kullanmıştım. Belki halen kaldırımlarında ağır adımlarla yürünen şehirlerimiz vardır ancak Muğla’da şehir içinde acil işi olanların büyük bölümü şehir içine artık araçlarıyla giremiyorlar, girseler de park yeri sorunu yaşıyorlar. Bu yüzden kaldırımlarda artık adımlar daha hızlı atılmak zorunda.
Gittikçe yaygınlaşan elektrikli, sessiz çalışan bisikletlerin, scooterların, caddelerde ilerlemeyen trafikten kaçan kuryelerin çarpma ihtimallerine de dikkat etmelisiniz. Böyle olunca hem yayalar hem de o taşıtları kaldırımlarda kullananlar için kaldırımlar gerçekten parkura benzemeye başladı. Bunların dışında birçok şehirde görülen esnafın işgali, kaldırımlara gelişigüzel park edilen araç görüntüleri de maalesef hiç yabancı gelmiyor.
Özellikle geçtiğimiz hafta bu konu yerel basında epey gündem oldu. Büyükşehir ekiplerinin ilçelerde uyguladıkları cezalara dair haberleri okuduk. Cezaların sadece kaldırımlara park edilen araçlarla sınırlı tutulması, zabıtanın işgal konusunu yeterince iyi anlayamadığını, konuya yönetim birimlerince iyi odaklanılmadığını göstermekte. Ayrıca bu işlemlerin daha ziyade turizmin yoğun olduğu ilçelerde yapılıp diğer ilçelerde benzer uygulamalar yapılmaması da sanki kaldırım işgallerinin sadece o ilçelere mahsus bir olay olduğu gibi bir algı oluşturuyor.
Birçok ilçeye sıkça gidiyor, görüyor olsak da yaşadığımız yer Menteşe ve bu ilçede neredeyse kaldırımları işgal edilmemiş hiçbir caddemiz olmadığı gibi sokak aralarındaki kaldırımlar bile artık yayalar için, özellikle de engelli ve bebek arabaları, engelli araçları kullananlar için hiç de güvenli ve kullanışlı olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.
Hafta içinde Diş Hekimliği Fakültesinin hemen karşı tarafındaki 14. Sokağa girmiştim. Cadde zaten iki taraflı araç parklarından dolayı tek bir aracın, tek yönde ancak geçebileceği sokak haline gelmiş. Sağ tarafta yürünebilecek bir kaldırım göremediğimden sol tarafı kullanmayı tercih etmiştim. Gideceğim mesafe en fazla yüz elli metrelik bir mesafe olmasına rağmen inanın gerek gelişigüzel araç parkları gerekse esnafın işgalinden dolayı bu mesafeyi üç kez taşıtların kullandığı yola inmek suretiyle geçebildim. Hatta önüm sıra bebek arabasıyla ilerleyen bir bayan da kaldırımda ilerleyemediğinden yola iniyordu ki bereket yavaş gelen bir aracın dikkati sayesinde çarpılmaktan kurtuldu.
Sayıştay kayıtlarına 2002 yıllarında girmiş Sosyal Belediyecilik tanımı vardır. Şöyle der o tanımda: “Sosyal belediyecilik; yerel yönetimlerin sadece klasik belediyecilik hizmetleri (yol, su, kanalizasyon vb.) ile sınırlı kalmayıp, sosyal alanlarda da planlama ve düzenleme yaparak toplumun dezavantajlı kesimlerine (yoksullar, yaşlılar, engelliler vb.) yönelik refah artırıcı hizmetler sunmasıdır.”
Evi çarşı merkezinde olan ve geçirdiği bir kaza sonucu bir süre koltuk değnekleriyle yürümek zorunda kalacak olan evi de cadde üzerinde olan engelli bir arkadaş ile birkaç defadır ara sokaklarda karşılaşıyorduk. Nedenini sorduğumda, “artık cadde kenarından yürümemiz imkânsız. Bu yüzden yolu uzatsa da ara sokakları tercih ediyorum. En azından hızlı ve sessiz elektrikli taşıtlara çarpılma tehlikesi yok” diyordu.
Şimdi bir belediyecilik düşünün: Kaldırım işgali deyince sadece turizmin yoğun olduğu birkaç ilçede yaptığı uygulamalarla yetinip diğer ilçelere ve diğer işgallere hiç ses çıkarmasın.
İhalesini yapıp şartnamelerini hazırladığı ve şehrinde kullanımına izin verdiği şarjlı scooterlerin gelişigüzel kaldırımlarına bırakılmasına seyirci kalsın.
Bir belediyecilik düşünün ki, kaldırımlarına taşan esnafın işgaline karşı yıllarca hiçbir şey yapmasın. Kaldırımlarında hızlı ve sessiz çalışan elektrikli vasıtalar cirit atsın ama engelli vatandaşlarımız, yaşlılarımız, yoksullarımız asla yürümeye kalkmasın.
Bir belediyecilik düşünün ki apartmanlardan sarkıtılan yağmur oluklarının, klima tahliye sularının kaldırımlarını kirletmesine, kaldırımlarda yürüyen yayalarının üzerlerine damlamasına ses çıkarmasın, bununla ilgili herhangi bir yaptırımları olmasın.
Bunun adı belediyecilik olmadığı gibi sosyal belediyecilik hiç değildir. Olsa olsa günü kurtaran, idare eden, ‘MIŞ’ gibi yapan belediyeciliktir.
Eğitim seviyesi yüksek, hoşgörülü insanların şehri, kadim bir kent kültürü olmasıyla övündüğümüz, küçücük bir şehir merkezinde belediye olarak bu adımları atmakta zorlanırsak, uygulamalarımızla kendi ellerimizle bir avuç mutlu azınlık yaratıp, insanımızın tamamını kucaklamaktan uzaklaşırsak inanın bu şehre çok yazık olur.
Artık duyan, gören bir belediyemiz var diyor, belki bu tür eleştirileri yapabilmemizin de önemli sebebinin bu olduğunu söyleyebilirim. Büyük işlere, uzak menzillere gözlerimizi, enerjimizi harcamadan gelin, gözümüzün önündeki, burnumuzun dibindeki şu küçücük işleri bir halledelim diyorum.
Bu şehir bunu hak ettiği gibi bu şehrin yoksulu, engellisi, yaşlısı da fazlasıyla hak ediyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.