Erdal Çil
KUSURSUZ TAKİP, KESİNTİSİZ ÖZVERİ
Kadim kültürümüzün derinliklerinde yer alan usta-çırak geleneği deyince bunun, sadece teknik bir beceri öğretimi değil, aynı zamanda etik değerlerin, disiplinin ve meslek ahlakının nesilden nesile aktarıldığı köklü bir deneyimsel öğrenme modeli olduğunu biliyoruz. Bu gelenek yıllardır ustaların gözetimi altında, doğrudan uygulama ve rehberlik yoluyla yetkinlik kazanılmasını merkeze alarak yaşamış ve Ahilik Teşkilatı ile kurumsal yapıya kavuşmuştur.
Ahilikte usta, sadece bir öğretici değil aynı zamanda çırağa şefkatle yaklaşan bir baba figürüdür.
Usta-çırak geleneği tıp tarihinin de en köklü ve sarsılmaz temellerinden biri olmuştur. Günümüzde tıp eğitimi her ne kadar modern üniversite yapısına bürünmüş olsa da özünde hala bir hekimin diğerini yetiştirdiği usta-çırak yani apprenticeship modeline dayandığını görmekteyiz. Nitekim batıda tıbbın babası sayılan Hipokrat adına yapılan yemin metninde de öğrencinin hocasını babası gibi sayacağı ve sözüne sadık kalarak tıbbı karşılık beklemeden öğreteceği yer alır.
Böylesi diri ve bütün dünyayı sarmış bir damarı, kısa da olsa hastanede kaldığım süre içinde deneyimlemem de ayrı bir moral kaynağı olduğu gibi çıkarımlarımı da sizinle paylaşmak istedim.
Tıp öğrencileri, ülkemizdeki yüksek öğretim seçme sınavlarında yüzde birlik dilime giren öğrenciler. Diğer fakültelerin çoğu gibi dört yılda değil en az altı yıl sonunda mezun olabiliyorlar. Sonra zorunlu hizmet ve uzmanlık sınavı için çok daha üst seviyede çalışma ve yoğun bir emek. İşte bunu bir parça olsun başarabilmiş ve eğitim araştırma hastanesine uzmanlık yapmak için gelmiş o öğrencilere bir kez daha yakından odaklanma fırsatı oldu benim için hastanede kaldığım bu süre.
Tıp fakültesi hastaneleri bildiğiniz gibi sadece şifa dağıtılan merkezler değil, aynı zamanda bir eğitim yuvası ve her bir hastanın en ince ayrıntısına kadar mercek altına alındığı bir akademik titizlik yuvasıdır. Bu çatının altında görev yapan akademik kadro, anabilim dalı başkanlarından asistanlara ve intörnlere kadar, tam bir takım ruhu ve büyük bir özveriyle çalışmaktadır. Sürecin en etkileyici yanı ise bu disiplin, kendisini günün kesintisiz her saatinde hissettirmesidir. Örneğin, bir Anabilim Dalı Başkanı tarafından tüm tetkikleriniz yapılmış ve teşhisiniz netleşmiş olsa dahi, hastaneye adım attığınız andan itibaren sistem, yeni baştan, üstüne koya koya kusursuz bir dikkatle yeniden işlemeye başlamaktadır.
Mesela benim bütün tetkiklerim yatış işlemlerimden günler öncesi, bölümün uzmanları tarafından ve ameliyatımı yapacak olan hoca tarafından eksiksiz yapılmıştı. Ancak ameliyata girmeden sadece bir gün önce, klinikte yatış işlemlerini yapan bir asistan doktorun, daha önce hiçbir inceleme yapılmamışçasına yeni baştan muayene edip, önünde bulunan dosyadaki tetkikleri en ince ayrıntısına kadar tekrar gözden geçirmesi, bazılarını tekrardan istemesi ve son gün benden tekrar kanlarımın alınıp, grafilerimi yeniden istemesi sanıyorum bu titizliğin gereğiydi. Bütün bunlar, ameliyatıma bir kala doğrusu hiç de beklemediğim işlerdi. Zaten ertesi gün geçirecek olacağım operasyonun stresi içindeyken canım da sıkılmamış değildi ama neticede bu disiplin ortamı benim yeni asistan da olsa bu çocuğa güvenmemi gerektiriyordu. Ne de olsa kendi kafasından uyduruyor değildi bunları ve her ne kadar hocaları atlamamış olsa da kendi de işini sağlama almak, hiçbir şeyi gözden kaçırmadan yapmak istiyor olabilirdi. İşgüzarlık yapıp yapmadığı o an aklınıza gelmiyor değil ama az biraz dikkatli baktığınızda bunun tamamen bir dikkat ve titizlik kaynaklı bir yaklaşım olduğunu rahatlıkla görebilirdiniz. Bu yaklaşım akademik disiplinin bir göstergesiydi. "Hocalarımız zaten incelemiş" demeden, aynı titizliği en alt kademeden en üst kademeye kadar sergileyen bu davranışla birlikte aslında hastaya verilen değerin ve mesleki etiğin en somut örneği sunulmaktaydı. Çırağın, önce işine sonra ustasına olan saygısı başka nasıl ifade edilirdi ki?
Bu çocuklar yaşadıkları şehirde nerede, hangi ortamlarda kalıyorlar, geceleri akranları gibi bir takım eğlence mekanlarına gitmiyorlar mı? Gidiyor veya gitmiyorlarsa da gece kaçta yatıyorlar ve her sabah saat 06.30’da başasistan veya nöbetçi uzmanın vizitinde olacak şekilde saat 06.00’ da çoğumuz daha yataklarımızdan bile kalkmadan nasıl hastanede olabiliyorlar, her hastaya gece boyunca yapılan işlemleri öğrenip üstlerine sunum yapabilecek duruma gelebiliyorlardı?
Bence bütün bunların tek bir cevabı vardı. İşini sevmek, işin gerektirdiği o disipline uyum ve o kadim kültürün taşıyıcılığına olan inanç.
Her sabah 06.30’da önlükler giyilmiş, elde dosyalar ve hastalara ait son bilgilerle önce mevkii olarak en yakın üstlerine, sonra sırasıyla saat 09.00’a kadar diğer, daha üstteki hocalara o sunumlar yapılır, var ise karşılıklı sorular sorulur, cevapları alınırdı. Her gün rutine dönüşen bu seremonide asıl özne olan hastalara düşen ise hasta memnuniyetinden başka ne olabilirdi ki?
Modern tıbbın en önemli isimlerinden hatta kurucularından kabul edilen Dr. William Osler: “Tıp kitaptan değil, hasta başında öğrenilir” derken tam da bunu işaret etmiyor muydu?
Kayseri’de 1206 yılında kurulan Gevher Nesibe Darüşşifası ve Gıyasiye Medresesi dünyanın ilk tıp fakültelerinden biri olarak kabul edilir ve burada da öğrenciler teorik bilgileri medresede alırlarken hemen yan taraftaki şifahanede de ustaların gözetiminde, hastalara tedavi uygulayarak tıp eğitimlerini alırlardı.
Daha kaç yazı çıkar on günlük hastane geçmişimizden bilemiyorum ama o yatış işlemlerimi yapan ve yeni baştan üzerime olanca titizliğiyle yaklaşan asistan, bir nöbetinde tedavim için yanıma geldiğinde kendisi hakkında son gün yaptıklarından dolayı içimden kendisine 'Yokuş Doktor' adını taktığımı söylemiştim. Yine o disipline uygun olarak önce çok tatlı bir tebessüm ile cevaplamış olsa da sonrasında samimiyeti ilerletmiştik.
Bir nevi kültür taşıyıcısı da olan bu çocukları, onları bu disiplinden koparmayan usta hocalarını, bu kusursuz takip ve kesintisiz özverilerinden dolayı kutluyor, alınlarından öpüyorum.
Keşke onlara olur olmaz dil uzatan, olmadı kurumlarına kadar hakaret eden bazılarımız da bütün bunları yapmadan önce az da olsa onları tanımaya, onları anlamaya yönelebilseler.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.