GÖRKEMLİ AÇILIŞLARDAN SESSİZ KAPANIŞLARA

Şehirlerin kaderi bazen bir yol, bir liman ya da bir fabrikayla değişir. Şehrin sosyal ve ekonomik tarihi için de bir dönüm noktası olur bu değişiklik. Ancak 1980 sonrası bizim şehirlerimizin dönüşümleri büyük oranda, üniversitelere kavuşmalarıyla yaşandı.

Baştaki niyet elbette nitelikti. Nitelikli eğitimlerle insanımızın daha nitelikli hale gelmesi amaçlanmıştı ancak kırk yılda bunun da ‘cılkını’ çıkardık. Nitelikli hoca bile bulamadığımız, nitelikli idarecilerden yoksun, neredeyse her ilin her ilçesine mantar gibi yüksek öğretim kurumları doldurduk. Öğrencisi var mı? Bir öğrenci neden buraya gelip bu bölümü okusun? Burayı bitiren öğrencilerin istihdama yönelik, ülke ekonomisine yönelik ne gibi değer üretebileceklerini sorgulamadan niteliği usulca rafa kaldırıp niceliği önceledik. Böylece iyi yönetilmeyen, iyi yönetilmediği gibi bulunduğu şehre bırakın değer sağlamayı, zamanla yük haline gelen; kadrosuyla, öğrencisiyle ülke için, gelecek için tamamen negatif enerji ile donanmış yığınları başkası değil, göz göre göre bizler ürettik. Gelinen noktada şimdi yüzbinlerce yüksek eğitim almış ev gencimiz evlere kapanmış, kendini sosyal hayata kapamış, genç yaşta küskün ve kırgın olarak sadece istatistiklerimizde rakam olarak yer almaktalar.

Üniversiteye başvuran öğrenci sayısında da 2025 yılında yarım milyon civarında bir azalma, yıllardır ötelenen bir sorunu da görünür kıldığı gibi şimdi gerek yüksek öğretimin üç yıla düşürülmesi gerekse üniversitelerin birçok bölümlerinin kapatılmasını gündeme getirmiştir.

Büyük devletlerin; büyük olma, büyüme niyetinde olan devletlerin kurumlarının da bu amaca uygun konumlandırılmaları şarttır. Büyük sorunları olan, sorunlarını çözmek yerine öteleyen, sadece günü kurtarma niyetiyle hareket eden kadrolarının eline bakan kurumlarıyla yurdunun dört bir tarafına saçak salmış bir devletin başka düşmana ihtiyacı yoktur. Attıkları her adım, yaptıkları her olumsuzluk sadece o kuruma değil aynı zamanda devlete yazılan bir zarar, omuzlarına yüklenen toksik bir yüktür.

Bu yükü bu bedenin kaldırmadığı gibi artık ötelemenin, görmezden gelmenin değil de neşter vurmanın zamanının geldiği çok açık. Dönemin derebeylerinin istememesine rağmen güçlü ve egemen olmayı hiçbir dönemde istemediğimiz kadar istediğimiz günlerin içerisindeyiz. O zaman güçlü devlet olmanın güçlü kurumlarla, güçlü kurumların da ancak güçlü liderlerle mümkün olacağını şimdi daha iyi anlamamız gerekiyor. Kurumlarımızda özellikle üniversitelerimizde artık tercih edilen sorunsuz yönetici kolaycılığının, kurumları zayıflatıp itibarını aşındırdığını ve nihayetinde devletin genel yapısına sirayet ettiğini görmezden gelemeyiz.

Bir üniversiteyi ayakta tutan sadece binaları, bütçesi veya mevzuatı değildir tabii ki. Asıl belirleyici olan, o kurumu yönetenlerin karakterleri, vizyon ve cesaretleridir. Şimdiye kadar tercih edilen rektör atamalarındaki tercihler yeni baştan titizlikle incelenerek güçlü liderlik vasıflarından ziyade, idare eden, günü kurtaran yapıdakilerin kesinlikle kurumların başına getirilmeleri engellenmelidir. Üniversite gibi üst düzey eğitim ve bilim yuvalarının yöneticiliği, pasif bir denge idareciliğini değil, aktif bir irade ve yön tayin edebilme yetenek ve cesaretini gerektirmektedir. Bundan yoksun yöneticilerin kurumların başlarında geçirdikleri her bir dakika kurumları geri dönülmez şekilde etkisizleştirmekte ve itibarsızlaştırmaktadır.

Ülkemiz bugün dünüyle hiç kıyaslanmayacak şekilde gerek dış politikada, savunma sanayinde, enerji ve uluslararası ilişkiler düzeyinde nasıl güçlü ve cesur adımlar atabiliyorsa bunu bütün yurt sathına yayarak bütün sektör ve kurumlarda bu kararlılığı hissettirmelidir. Gücünü sadece tepeden alan değil, tabana yayılmış nitelikli ve üretken kurumsal yapılardan alan devletler daha uzun ömürlü, dirençli ve sağlıklı olurlar.

İllere ve kurumlara yapılan yönetici atamaları, bize nasıl bir devlet yapısı istendiği hakkında önemli işaretler verir. Şimdiye kadar yapılan tercihleri bu süre içerisinde, yukarılardaki yapılandırma çalışmalarının bir an önce bitirilmesi açısından makul bulabilmekle beraber bu sürenin uzatılarak bu tür tercihlerin sürdürülmesinin kadim devlet kültürümüzle de uygun olmayacağı ve yıpratacağı asla göz ardı edilmemelidir. Artık tercihlerde sadece akademik unvan ve uyum kadar dirayet, sakinlik kadar cesaretin de aranma zamanı gelmiştir umarım. Üniversiteyi ve şehri tanıyıp sahiplenen, gerektiğinde itiraz edebilen ve aldığı kararların arkasında durabilen lider karakterlerin güçlü duruşlarını görmeyi epey özlemedik mi?

Bütün bu sıraladığımız tespitler ışığında üniversitelerimizin bu bağlamda rollerinin, sorumluluklarının çok önemli olduğunu tekrar söylememize gerek yok. Onlar sadece bilgi üretmekle kalmaz, aynı zamanda düşünce, eleştiri ve çözüm üretme kapasiteleri de geliştirirler. Sırf bu yüzden bile başlarında gerektiğinde hem şehirleri adına hem de kurumun marka değeri ve hatta ülkemizin önemli irade gerektiren sorunları karşısında söz söyleyebilen, tavır koyabilen lider özellikli yöneticilerin bulunmaları, şu an için en önemli ve üzerinden asla hızlı geçilmemesi gereken konuların başındadır.

Aksi takdirde yüksek öğretim kurumlarımızdaki bu siliklik, lise eğitimlerini bitirmiş gençlerimizin gözünde bile inandırıcılığını hızla yitirmekte, gençler eğitim almayı, geleceklerini planlamayı düşünseler bile üniversitelerimizden uzak kalmayı artık ciddi şekilde düşünmektedirler. Yakın bir zamanda bırakın sınavla öğrenci seçmeyi, türlü teşviklerle boşalan sıralara öğrenci arama günlerinin çok uzak olmadığını rahatlıkla görmekteyiz. Yine görkemli törenlerle açılan onca yüksekokul ve fakültelerin de bu verimsizliklerinden dolayı sessiz sedasız kapatılıyor olmaları da işin bir başka hazin yanı.

Marifeti gürültüyü duyan kulaklarda değil, sessizliği sorgulayabilen beyinlerde aramanın vakti gelmedi mi?

Bu yazı toplam 69 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Erdal Çil Arşivi

KUSURSUZ TAKİP, KESİNTİSİZ ÖZVERİ

06 Nisan 2026 Pazartesi 10:24

FARKINDALIK BİR GÜN, MÜCADELE HER GÜN

30 Mart 2026 Pazartesi 11:28

LÜTFEN BALKONLARA ÇÖP ATMAYINIZ

26 Mart 2026 Perşembe 09:32

MAKSAT İFTAR OLSUN

23 Mart 2026 Pazartesi 09:48

MUĞLA’YA DAİR İLK RAMAZAN ANILARIM

16 Mart 2026 Pazartesi 09:27

SELAMI DEĞİL SELASI GELDİ

12 Mart 2026 Perşembe 09:31

SAMİMİYET TESTİ

23 Şubat 2026 Pazartesi 09:22

ŞEHRİ KATLETMEK

17 Şubat 2026 Salı 14:11

MEZAR VE NAR AĞACI

09 Şubat 2026 Pazartesi 10:27