Erdal Çil
LÜTFEN BALKONLARA ÇÖP ATMAYINIZ
Sağlık ile ilgili, sağlığımızın önemiyle ilgili bir sürü afiş, görsel ve yazıları gördüğümüz kurumlardır hastaneler. Okur bilgi sahibi olur, bildiklerinizin ise altını çizmiş olursunuz tekrar okudukça.
Bu sefer öyle olmadı. Şaşırdım ve üzüldüm.
Kaldığım odaya ilk girdiğimde beni karşılayan adeta o yazı olmuştu. Kapıdan girdiğimde karşı pencereye tutturulmuş, bir A4 kağıdına yatay olarak iri puntolarla yazılmış yazı;
“Lütfen Balkonlara Çöp Atmayınız.”
Nasıl yani? Hastanede çöp balkonlara da mı atılıyordu? Koridorlarda, odalarda, tuvaletlerde çöp atabilmeniz için bir sürü çöp kovası var iken çöpler, zaten beş on santim ancak açılabilen pencerelerden balkonlara nasıl atılıyordu ki?
İspanya’da Endülüs’ten kalan veya Güney Amerika’nın sömürge dönemi Cartagena, Cusco gibi şehirlerinde, en fazla üç katlı, bitişik nizam patio tarzı evlerin balkonları için de oralarda yaşamak zorunda olan insanlar için de bu tür uyarı yazıları tarih boyunca hiç yazılmış mıydı?
Yine Avustralya Aborjinleri’nin veya en ilkel yaşayan Afrika Kabilelerinin sağlık hizmeti aldıkları sağlık tesislerinin pencerelerinde de bu tür uyarı yazıları var mıydı acaba? Oralarda da o insanlar çöpleri balkonlara veya çöp kovaları dışına atıyorlar mıydı?
Yazıyı gördüğüm hastane, bir üniversite eğitim ve araştırma hastanesi. Belki de bu yüzden uyarı ‘Lütfen’ kelimesi nezaketiyle başlamış.
Tahmin ediyorum ki günde binlerce kişinin geldiği, yüzlerce hastanın yattığı bu hastanede, ancak ruh sağlıkları yerinde olmayan çok küçük bir sayıdaki insanlar için yapılmış bir uyarıdır. Hastane yönetimi, verdikleri sağlık hizmetinin niteliğini arttırmaya yönelik, hastalarının sağlık okur yazarlığını daha geliştirmeye yönelik işler yapma, yazılar yazma yerine hiç de severek yapmadıklarından emin olduğum, son derece can sıkıcı bu işlerle uğraşıp, enerjilerini bu tür gereksiz işlere harcar olmuşlar.
Kaldığım tek kişilik odanın penceresini açılabildiği beş on santim kadar açıp baktığımda gerçekten balkonlarda gördüklerim şaşırttığı kadar da üzmüştü. Hiç kullanılmadan atılmış bir paket ıslak mendil, iki adet portakal, bir buçuk litrelik boş su şişesi sadece benim balkonumun payına düşenlerdi.
Üniversite Hastanesi’nin hasta odasında, insanın en kırılgan anlarına eşlik eden o steril sessizlik içinde gözümün pencereye gitmesinden daha doğal ne olabilirdi? Nitekim yeni bir otel odası veya hastane odasına girdiğimizde ilk işlerimizden birisi de pencereye gidip dışarıya bakmak olmuyor muydu? İçerideki zamanın akışına, dinginliğine rağmen dışarıdaki hayatın akıyor olması güzeldi ve rahatlatıyordu pencereler ama o yazı yok muydu o yazı…Bütün rutinimi bozmuş, o alışılmışın dışına atıvermişti beni.
“Lütfen balkonlara çöp atmayınız.”
Normal bir insan zihninin bu cümleyi reddetmemesi mümkün değil. Bir hastane odasındasınız. İnsan hayatının en hassas, en korunması gereken alanlarından birindesiniz ve size hatırlatılan şey, pencereleri zorlayıp balkonlara çöp atmamanız.
Gel de sarsılma, gel de kahrolma ve gel de üzülme.
Bir toplumun geldiği yer, çoğu zaman büyük sözlerle değil, küçük uyarı levhalarıyla anlaşılır. Eğer bir yerde “yere çöp atmayınız” yazıyorsa, orada çöpleri gelişigüzel yerlere atanlar var demektir. Mesele burada yalnızca çöp değil başkasının alanına, hakkına, yaşamına gösterilen saygının da seviyesiydi ve benim hastaneye ilk geldiğim günde bunu deneyimlemem de sanırım benim hastanede kaldığım on günlük süreçte yaşadığım tek şanssızlığımdı.
Hastaneler, insanın kendisiyle yüzleştiği yerlerdir. Sağlığın, sabrın, umudun sınandığı mekânlardır. Böyle bir yerde bile birilerinin balkonlara çöp atabiliyor olması, aslında fiziksel bir kirlenmeden de çok daha fazlasını anlatıyor. Bu, zihinsel bir dağınıklığın, toplumsal bir ihmalkârlığın işareti olduğu kadar hastane yönetiminin de çözümler konusunda kendisini yeniden gözden geçirmesi ve ciddi yaptırımlar uygulayarak bu tür hastalıklı davranışların normalleşmesinin önüne tez zamanda geçebilmesinin de işaretlerini vermekte.
Belki de sorun, kuralları bilmemek değil; kuralları kendimiz için geçerli saymamaktır. “Ben atsam ne olur?” diye başlayan o küçük ihmal, başkasının hayatına dokunan büyük bir saygısızlığa dönüşmekte, yayılmakta ve normalleşmekte.
Basit bir uyarı cümlesi gibi dursa da içinde yaşadığımız toplumun aynasının saklı olduğu; içinde eğitimin, kültürün, görgünün hatta vicdanımızın bile olduğu bir uyarı.
“Lütfen Balkonlara Çöp Atmayınız”
Sahiden biz hangi ara, en hassas olmamız gereken yerlerde bile bu kadar duyarsız olabildik?
Şu bir gerçek ki bu tür uyarılar çoğaldıkça, içimizdeki eksiklik daha görünür hale geliyor. O yüzden mesele sadece balkonlara atılan çöp değil içimizde biriken ve dışarıya taşan o görünmez yük ve ne yazık ki onu temizleyecek bir levha da henüz icat edilmedi.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.