KAPİTALİZM DAYATTIĞI SOSYOLOJİK YAŞAM TEMELİNDE, İSLAMİ DUYARLI STK’LARIN DURUMU

Seküler anlayışlı bir Kapitalizm, temel hedeflediği bir sosyoloji yapısı, modern özgür ifadeler algısı içinde, birey başta olmak üzere, aile ve toplumu bölmesi ve etkisiz bırakarak, her alanda bizleri parçalamasını, hep birlikte acılar yaşayarak görmekteyiz.

Kapitalizm yapısı, günümüzdeki toplumları, STK’lar eliyle sivil toplum yapısı içerisinde, parçalayarak etkisiz hale getirmekte, yine her alanda toplumu bölmektedir. Bize dayatılan faizli sömürü Kapitalizm sistemin olumsuz etkilerin sorgulamasını, analizini günümüz sivil toplum yapısı üzerinden, yapma gayretinde olacağız.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum. İslami esaslara hassasiyetle uyan duyarlı birçok sivil toplum yapılarımız olduğunu ifade edeyim. Onların özverili çalışmaları sonucunda nice mazlum ve fakirlerin istifade ettiğini, hizmetlerinden faydalandığı bilinmektedir. İslami hassasiyetle samimi ve gayretli olan sivil toplum yapılarımızdan, bu azimli gayretlerinden dolayı kutlarız.

Kapitalizm günümüzde Müslümanlara zorla dayatılmaktadır. Bu ister istemez beraberinde, toplum içinde Müslümanların İslam’a aykırı eylem ve faaliyetleri içine istemedikleri halde, bilmeden girdikleri görülmektedir. Faizli Kapitalizm dayattığı bir yapı, toplum içinde Müslümanların farkına varmadan sosyolojik hatalar yapmasına ister istemez altyapı ve ortam oluşturmaya sebep olmaktadır.

Toplumda Müslümanların yapmış olduğu bu hataları da bazı çevreler İslam bu mu? algısı üreterek, İslam’ı kötülemeye ve karalamaya çalışmaktadırlar. Müslümanların hatası elbette kendilerini bağlar. İslam ise hatadan münezzehtir. İslam İnsanı en şerefli bir varlık olarak görür. Dünya’da mutlu ve huzurlu bir yaşamı insanda arzu eder. İslam dinimizi hepimiz gözümüz gibi korumalıyız. İslam’ın yıpratılmasına da asla müsaade etmemeliyiz.

Üzerinde durmak istediğim ise, sömürü yapısındaki Kapitalizm yapısının, topluma zorla dayatmak istediği bir sosyolojik algısının, nasıl İnsanlarımızı Müslümanları günümüzde, perişan hale getirdiği, yozlaştırdığı, ortadadır. Günümüzde hep birlikte maalesef yaşayarak görmekteyiz. Kapitalizm sömürüye dayalı, sosyolojik dayatma sonucunda oluşan yanlışlıklar, asla İslam’a mal edilemez.

Öncelikli olarak, Kapitalizm bize dayattığı bu sosyolojik yapı karşısında, İslam ise tam tersi adaletli bir sosyolojik yapıyı inşa edecek yapıda olmasıdır. Elbette, bu derin zıtlıkları, çelişkiyi ve sosyolojik yansımalarını, iki ana başlık altında detaylı şekilde yazılarımda belirteceğim. Bu analiz, aslında, Müslümanın Dünya algılama biçimindeki, günümüzde yaşadığımız yanlış algı ve kaymayı da gözler önüne serecektir.

İslam ve Kapitalizm arasındaki temel ontolojik çelişki, insanın dünyadaki varlık amacına, dair taban tabana zıt iki farklı felsefeye dayanmaktadır. İnsanın Dünya’daki varlık amacındaki tanımlamasında, İslam İnsanı yeryüzünün en şerefli varlığı olarak kabul eder. Hiçbir şekilde İnsanın sömürülmesini asla kabul etmez. Kapitalizm ise İnsanı bir meta görerek, sömürülmesi gereken bir varlık olarak kabul eder.

Kapitalizm de mülkiyet anlayışı mutlaktır. Birey biriktirdiği varlık mal üzerinde, tam tasarruf yetkisine sahiptir. İslam’da ise mülkiyetin asıl sahibi Allah’tır der. İnsan sadece Allah’ın verdiği varlık ve mülkün "emanetçisi" dir. Bu anlayış farkı, Kapitalizm dilediğim gibi "istediğim gibi harcarım" anlayışına karşı, İslam’da kazancım da fakirinde hakkı var "hesabını vereceğim şekilde harcamalıyım" bilinci arasındaki uçurumu oluşturur.

Kapitalizm sürekli, sınırsız büyüme, sınırsız tüketim, hırsla "daha fazlasına sahip olma" üzerine kuruludur. İslam’da ise "iktisat" (ölçülü olma), "kanaat" kavramlarını merkeze alır. Kapitalizm sistemi sürekli ihtiyaç yokken, ihtiyaç fazlası mal ve ürün üretirken, yani sınırsız tüketimi her alanda körükleyip arttırırken. İslam ise ihtiyaçları terbiye etmeyi, tevazuyu öğütler. Tüketimi makul ölçüde kabul ederek, mal ve ürün tüketiminde israfı hoş görmez.

Kapitalizm, paranın kendisinden para kazanmayı (faiz/rant) meşrulaştırırken, İslam, kazancın temelini emek, risk paylaşımı ve ticaret (kar/zarar ortaklığı) üzerine inşa eder. Günümüzde gelinen noktada, İslami hassasiyeti olan sermayenin, faizli Kapitalizm sistemi içinde, sisteme entegre olması, Kapitalizm kurumları içerisinde, içi boşaltılmış faizsiz işlemlerin yapılması, en büyük yapısal çelişkidir.

Günümüzde, Müslümanlar da suç bulunlar, nedense hiç faizli Kapitalizm sistemin, sosyolojik olarak toplumu ve Müslümanları ne kadar zor durumda bıraktığını kimse görmüyor, ayrıca dile getirmiyor. Asıl sorun, İslami İnanç ve ibadetler şekilde kalarak, sadece camilere indirgenmiş ve hapsedilmiştir. İş Dünyası ve ticari yaşamda ise ne hikmetse faizli Kapitalizme, ahlaki olmayan, yalan dolan aldatan ve kandıran bir sisteme teslim edilmiştir. Müslümanların günümüzdeki bu sorun yüzünden, İki yakası bir türlü bir araya gelemiyor.

Oda yetmiyormuş gibi toplumu her alanda bölebildikleri kadar sivil toplum yapıları ile bölüyorlar. İslami duyarlı sivil toplumlar bu sorun ve problem karşısında, Kapitalizm sistemine eklemlenmesi ile toplumda birçok sosyolojik facialar yaşansa da, Kapitalizm sistemine sessiz kalmaları sonuçlarını da istemeden ortaya çıkıyor.

"Müslüman tüketici" Kimliğinin İnşası, eskiden "Müslüman" denilince akla bir ahlak ve duruş gelirdi. Kapitalizm bu kimliği bir pazar ürün markasına dönüştürdü. “İslami Shop”, "Helal turizm", "İslami moda", "Lüks iftar sofraları", ”İslami Tatil” gibi kavramlarla, dini darlık yani dindarlık bir yaşam tarzı haline getirildi. İbadetlerin içi boşaltılarak estetik birer gösterişe ve gösteriye dönüşmüş oldu.

Kapitalizme eklemlenen İslami duyarlı sermaye, yoksul İslami kitlelerle bağını kopardı. Eskiden cami ve mahalle kültüründe zengin ile fakir aynı safhada buluşurken, Sosyolojik bütünlük içinde yaşanırken, bugün "rezidans dindarlığı" ve “lüks sitelerle” birlikte sınıfsal sosyolojik bir kopuş, mekânsal bir ayrışma yaşandı. İslami duyarlı STK'ların bu yeni sınıfa yaslanması, yoksulların haklarını savunmak yerine, onlara "sadaka veren" üsten bakan bir pozisyona geçmelerine neden oldu.

İslami duyarlı STK'lar üzerinden yapılan yardımlar, bireyin toplumsal adaletsizliğe karşı hissettiği vicdan azabını dindiren bir mekanizmaya dönüştü. Kişi, sistemin sömürüsünden pay alıp, ay sonunda bir İslami duyarlı bir STK’ya bağış yaparak "görevini tamamlamış" hissetmeye başladı. Bu, yapısal sorunlara karşı, kolektif bir itirazın önündeki en büyük engel ortaya çıktı. Kapitalizm sistemi sorgulamak yerine, vicdanı rahatlamayla, sömüren sisteme sessiz ve ilgisiz kaldılar.

İslami duyarlı STK'ların dili, sekülerleşen bir dünyaya uyum sağlamak adına "hak, adalet, infak" gibi güçlü kavramlardan, "sosyal sorumluluk, sürdürülebilirlik, proje yönetimi" gibi kurumsal ve ruhsuz bir söylem kaybına ve dile çevrildi. Seküler anlayışın toplumu ne kadar perişan hale getirdiği, yozlaştırdığı bakılmaksızın, proje peşinde koşuldu.

İslam’ın Kapitalizm ile mücadelesi aslında bir İnsani "özgürleşme" mücadelesidir. Çünkü İslam, insanı eşyaya ve paraya kul olmaktan kurtarmayı hedefler. Ancak bugünkü sosyolojik tabloda, İslami duyarlı STK'ların ve yapıların büyük çoğunluğu, sistemi Adalet, hakikat ve liyakat temelinde dönüştürmek yerine, sistemin sunduğu konfor alanında yer kapma yarışına girilmiştir.

Türk Milletinin selameti ve kurtuluşu için bazı durumlar bize acı dahi verse, gerçekleri dile getirmek zorundayız. Bu durum, "İslamcı bir kapitalizm" hibrit modelini doğurmuştur. Bu modelde İslam’ın adaleti ve verimliliği, sosyolojik olarak tesis edilemediği gibi Kapitalizm sistemin, zengin ettiği ayrıcalıklı elit Müslümanlar ile sömürdüğü ezdiği, fakir bıraktığı mazlum Müslümanlar arasında, gelir dağılımda uçurum bir ortamı, günümüzde ortaya çıkarmıştır.

Sevgi, Muhabbet ve Dua ile kalın inşallah

NurHan Keleş

Bu yazı toplam 32 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nurhan Keleş Arşivi