YENİ REKTÖRLERİMİZ HAYIRLI OLSUN

Siz saygıdeğer okurlarımızın bu yazıyı okuduğu günlerde yaşadığımız şehir olan Muğla’ nın da içinde bulunduğu ülkemizin değişik şehirlerindeki tam on iki üniversiteye büyük ihtimalle yeni rektörlerimiz atanmış olacaklar. Başvuruları Eylül’de tamamlanan bu üniversitelerden sonra ise Hatay Mustafa Kemal, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE), Kafkas, Kocaeli ve Tokat Gaziosmanpaşa üniversiteleri için yeni başvuru süreci başlayacak.
Biz kendilerine, ülkemize, akademik camiaya şimdiden ‘Hayırlı Olsun’ dileklerimizi iletiyoruz.
Bu tebriğin hemen ardına, kamuoyunun ve akademik camianın yeni yönetimlerin omuzlarına yüklediği tarihi ve hukuki sorumlulukları da eklemek gerekiyor. Bugün akademi, sadece idari birer koltuk değişimiyle yetinemeyecek kadar derin, niteliksel ve yapısal krizlerle karşı karşıyadır. Bu krizlerin çözümünün ise hamasi söylemlerden değil, kurumsal şeffaflık, sıkı bir mali disiplin ve mutlak hukuk zemininden geçtiği göz ardı edilmemelidir.
Yeni rektörlerimizin koltuklarına oturduklarında önlerine alacakları en gerçekçi, nesnel ve ciddi rehber; devletimizin en köklü denetim kuruluşu olan Sayıştay’ın üniversite denetim raporlarıdır. Bu raporlar okunup rafa kaldırılacak birer bürokratik evrak değil, üniversitelerin idari, mali ve akademik röntgenidir. Sayıştay’ın son dönem raporlarında hemen her üniversite için ortaklaşan kronik usulsüzlükler, yeni yönetimlerin ilk gün itibarıyla masaya yatırması gereken acil ve zorunlu ödevleri barındırmaktadır.

Kamuoyunun ve akademisyenlerin yeni rektörlerden ilk beklentisi, Sayıştay denetçilerinin raporlarında geniş yer tutan "adrese teslim ve kişiye özel akademik kadro ilanları" ayıbına derhal son verilmesidir. Doktora veya yüksek lisans tez başlıklarının, spesifik çalışma alanlarının ("Muğla’nın Yayla kavunundaki Azot İzleri" veya belirli tefsir başlıkları gibi) doğrudan kadro ilan şartı olarak yazılması, fırsat eşitliğini yok etmekte ve akademik rekabeti baltalamaktadır. Bilimsel nesnellikten uzak, tek bir kişiyi tarif eden bu haksız atama modelleri yerine, uluslararası standartlarda liyakat zincirinin yeniden kurulması en büyük temennimiz.

Bir diğer can alıcı nokta ise mali disiplin, bütçe kullanımı ve döner sermaye yönetimidir. Sayıştay’ın mali tabloları incelendiğinde; tıp fakültesi hastanelerinde tıbbi hizmet alımlarındaki usulsüzlükler, milyonlarca liralık kamu zararları ve döner sermaye birimlerinin devasa zararlarla işletilmesi kronik bir yönetim zafiyetine işaret etmektedir. Daha da vahimi, bazı akademik personelin mevzuata aykırı olarak özel şirketler kurması, "hasta danışmanlığı" adı altında kamunun gelirini döner sermaye sisteminin dışına çıkararak yasal vergi ve Hazine kesintilerinden kaçınmasıdır. Kampüsün imkanlarını şahsi ticari kazanç kapısı yapan bu çıkar çatışmalarına karşı tavizsiz bir denetim sürecinin mutlak suretle işletilmesi kaçınılmaz görünüyor.

Eleştiriler sadece mali konularla da sınırlı kalmıyor. Raporlarda yer alan; öğrencisi ve aktif personeli olmadığı halde yıllarca atıl bekletilen "tabela fakülteleri", daire başkanlıklarına ve sekreterlik kadrolarına liyakatsiz ve mevzuata aykırı yapılan "koltuk çarkı" vekalet atamaları ile Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) ödeneklerinin Ar-Ge yerine bilgisayar ve spor malzemesi alımı gibi amaç dışı tüketilmesinin önüne geçilmesi de ayrıca önemli bir konu olarak durmaktadır.
Netice itibarıyla; rektörlük makamı sadece bir temsil ve protokol makamı değildir. Sayıştay’ın hukuki, idari ve mali uyarılarını pusula kabul ederek, üniversiteleri kayırma alanı olmaktan çıkarıp bilimin ve evrensel değerlerin rehberliğinde yönetme makamıdır. Zorlu ama bir o kadar da onurlu bir göreve hazırlanan tüm yeni rektörlerimize bir kez daha "hayırlı olsun" derken; kamuoyunun ve akademi dünyasının gözünün, harcanan her kuruş kamu kaynağında ve atılan her liyakatli imzada olacağını bir kez daha hatırlatarak şimdi de bu süreçte sokakta yaşadığım gözlemlerin hiç olmazsa bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Perşembe Pazarında karşılaştığım bir STK başkanıyla aramda geçen konuşma:
- Hocam nasılsın? Ya sen de üniversiteli sayılırsın şimdi emekli olmuş olsan da. Kim atanacak üniversiteye biliyor musun?
- Yok ama fark etmiyor benim için. Hayırlısı olsun.
- Hayırlısı olmasına olsun da hocam sizin de boş durmamanız lazım. Baksana adamlar şimdi partiyi de bırakmış rektör atatma derdindeler. Bir ay önce falancayı sarıp sarmalamış, Ankara’ya abilerinin yanına götürmüşler. Onlara mı kalsın bu işler?
- Vallahi anlaşılan siz de boş durmamışsınız gibi.
- Dedim çocuklara geçen hafta. Aklıma gelseydi sana da sorardım ama neyse. Bulun bana eli yüzü düzgün, onun bunun adamı olmayan bir adam demiştim. Falancayı bulup getirmişler. Tanıştık, oturup kalkmasına baktım temizce biri. Biraz saftirik gibi ama olsun. Atansın Allah’ın izniyle de biz onu adam ederiz inşallah.

Adamdan ayrılıp yürürken aklıma tam otuz yıl öncesinde bir arkadaşımın birebir yaşadığı bir hatırası geldi. Üniversite Lojmanlarının hemen karşısında şimdi de bakkal olarak duran ama sahibi değişmiş olan bakkala bir sabah taze ekmek almak üzere giren lojman sakini bir arkadaşımızın yaşadıkları gerçekten unutulmazdı.

Yoldan üç beş basamakla inip dışarıdaki ekmek dolabından ekmeğinizi alıp giriverdiğiniz bir bakkaldı. Eğer ekmek dışında başka şeyler de bakacaksanız girdikten sonra önce sağa sonra sola dönüp rafların arasında dolaşıyor ve aldıklarınızı dükkân kapısının hemen yanındaki bakkalın önündeki masaya bırakarak borcunuzu öğreniyor, ona göre ödemenizi yapıyordunuz. Sabah sekizden önce açmaz, akşam da en geç altıda kapatırdı. Memur ağırlıklı şehrin memura benzer bakkalıydı vesselam! Dükkân, görünüşte bakkal gibi olmasına rağmen işleyiş olarak marketi andırıyordu. Bakkal çıkışta o zamanlar yazar kasa da olmadığından çekmeceli masanın başından hiç kalkmazdı. Kucağından da kedi büyüklüğünde tüylü ama köpek cinsinden bir canlıyı hiç indirmez, para alışverişini tek eliyle yapardı. Arkadaşımız sabahın mahmurluğuyla girdiği bakkalda alışverişini tamamlayıp dışarı çıkıp iki adım atmışken bakkal arkasından seslenmiş.
- Hocam hocam bir saniye bakar mısınız?

Bakkalda o sırada kendinden başka müşterinin olmadığını da gören arkadaşımız durup dönmüş.
- Hocam az önce unuttum da siz üniversitede çalışıyordunuz değil mi? Ya bize acil bir rektör lazım da…
- Nasıl yani?

Arkadaşın şaşkınlığını gören bakkal biraz da keyiflenerek arkadaşın merakını gidermeye çalışmış.
- Size kendimi tanıtmadım tabi. Bakkal olmasına bakkalım ama aynı zamanda da koalisyon hükümetindeki iktidar partisinin merkez ilçe başkanıyım. Geçen toplantımızda arkadaşlar yakında rektör ataması da var diye konuşup, ‘Abi sen üniversite lojmanlarına yakın yerdesin. Ne olur bul bize bir tane rektör adayı da yukarı bildirip kurtulalım şu işten’ dedilerdi ama unuttum tabi. Sizi görünce aklıma geldi Siz falan olmaz mısınız isminizi versek?
Arkadaşımın şaşkınlığı falan gitmemişti tabi.
- Ben idari personelim. Bilmiyorum bu işleri. Haydi kolay gelsin size.
- Hocam durun ya. Üniversite mezunu değil misiniz?
- Üniversite mezunuyum da dediğim gibi kadrom farklı. Akademisyen değilim.
- Boş ver hocam teferruatı. Biz her gün neleri, nerelere taşıyıp duruyor, kimlerin işini yapıyoruz bir bilsen. Senden iyisini mi bulacak bu kurum. Dur gitme hocam. Adın neydi yazayım bir kâğıda.

Sizi bir gülmek almıştır şimdi ama ben tam otuz yıldır hep gülerim hatırladıkça.

Yine de otuz yıldır neler değişmiş diyorsanız da sağlık olsun!

Bu yazı toplam 172 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Erdal Çil Arşivi

AZ HİZMET, ÇOK EZİYET

19 Ekim 2026 Pazartesi 11:13

TAKVİMİN GİZLİ ŞİFASI 14 EKİM

12 Ekim 2026 Pazartesi 09:34

MUAYENEHANEDE KİTAP KOKUSU

05 Ekim 2026 Pazartesi 14:59

SULTANLARIN ŞANSI

28 Eylül 2026 Pazartesi 10:00

YAZMAZSAM HASTA OLURDUM

07 Eylül 2026 Pazartesi 11:34

BAŞARIDA SINIR TANIMAYAN REKTÖRLER

31 Ağustos 2026 Pazartesi 09:50

ÇAKARLI LAMBALARIN, UYKUSUZ MESAİLERİ

24 Ağustos 2026 Pazartesi 09:13