Erdal Çil
SULTANLARIN ŞANSI
Günaydın bu hafta birazcık uzun bir yazı oldu ama sığdırırsınız diye tahmin ediyorum.
SULTANLARIN ŞANSI
A Milli futbol takımımız, hep bir yerlerde takılıyor. Takımda yense de yenilse de iyi gitmeyen bir şeyler var. Yerli hoca deniyorsun olmadı, yabancı getiriyorsun daha olmadı oyuncuları değiştiriyorsun ama olmuyor da olmuyor. Son dünya kupasından sonra kendi saha ve seyircisi önünde Fransa karşısına çıktı. Empati yaparak düşünüyorum da tam da Fransa ve kurt hocası Zidane’ ın beklediği bir oyun tarzıyla başladık maça. Deli dana gibi koşarak, saldırarak çıktık. Sözde dünya kupasını unutturacak, gollerle başlayacaktık. Tam tersi oldu. Unutturmak ne kelime dünya kupası maçlarını yeniden hatırladık. İlk Avustralya maçının ikinci yarısına da Paraguay maçına da ABD maçlarına da böyle başlamıştık zaten. Demek ki futbol sadece koşmaktan, terlemekten ibaret bir oyun değil.
Pekiyi ne eksik?
Onu kamuoyunun takdirine bırakalım. Kamuoyunda zaten bu işleri, bu işlerden nemalananlardan çok daha iyi bilen bir sürü uzman var, onlar da konuşup duruyor zaten.
Biz gelelim sultanlara. Filenin sultanlarında da elbette bir Vargas etkisi, bir kaptan Eda etkisi, bir hoca etkisi elbette oluyor. İnkâr edemeyiz! Ancak bence bunların ötesinde önemli bir faktör daha var. Sessiz, gösterişsiz ve sadece işini yapan bir isim. Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ.
Türk spor tarihinde sürdürülebilir başarıyı yakalamak, saman alevi gibi parlayıp sönen jenerasyonların ötesine geçebilmek her zaman en büyük çıkmazımız olmuştur. Futbolda ya da basketbolda dönem dönem gelen harika jenerasyonları, kurumsallaşamamış sistemlerin çarkları arasında nasıl erittiğimizi dün gibi hatırlıyoruz. İşte tam bu vizyon erozyonunun ortasında, ezberleri bozan, her yıl başarı çıtasını biraz daha yukarı taşıyan bir vaha var ki… Belleklerimize kazınan isimleriyle sultanlar diyoruz onlara: Türkiye Kadın Milli Voleybol Takımı.
Bugün dünyanın zirvesine ambargo koyan, kazandıkları kupalarla göğsümüzü kabartan Filenin Sultanları’ nın arkasında kuşkusuz devasa bir emek, doğru bir planlama ve sarsılmaz bir liderlik var. Bu başarının mimarlarını sayarken sahada ter döken sporcuları, teknik ekibi yere göğe sığdıramıyoruz—ki sonuna kadar da bunu hak ediyorlar. Ancak Türk voleybolunun bu altın çağını konuşurken, madalyonun arkasındaki o görünmez ama en belirleyici gücü, yani Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ’ı es geçmek büyük bir haksızlık olur düşüncesindeyim.
Açıkça ifade etmek gerekir: Filenin Sultanları' nın en büyük şansı, başında Mehmet Akif Üstündağ gibi bir başkanlarının olmasıdır.
Peki, nedir Üstündağ’ı alışılagelmiş spor yöneticilerinden ayıran? Neden o, sadece bir "federasyon başkanı" değil de bu takımın en büyük koruyucu kalkanı ve şansı?
İlk olarak, Üstündağ bürokratik bir yönetici değil, kelimenin tam anlamıyla bir "baba" figürü. Onu sadece protokol tribünlerinde, kupa törenlerinde takımın önünde roller çalarken görmezsiniz. O, oyuncuların sakatlığında hastane koridorundadır; bir mağlubiyet sonrası soyunma odasında başı öne eğilen sporcusunun omzuna ilk dokunandır. Sporcuların saha içine odaklanabilmesi için saha dışındaki tüm fırtınaları göğüsleyen bir dalgakırandır. Onun yarattığı bu aile ortamı, milli takımı bir zorunluluk değil, bir aidiyet merkezi haline getirmiştir.
İkinci olarak, onun yönetim anlayışı "günü kurtarmak" üzerine kurulu değil. Guidetti ile yollar ayrıldığında dünya çapındaki Daniele Santarelli’ yi takımın başına getirme cesareti ve vizyonu, voleybol dünyasının dengelerini değiştirmişti. Altyapıya yapılan yatırımlar, Fabrika Voleybol projeleri ve Türkiye liglerinin dünyanın en kaliteli voleybol ligi haline gelmesi, hep bu vizyoner stratejinin ürünleridir. Üstündağ, başarı geldikten sonra alkışlayanlardan değil; başarıya giden yolu taş taş döşeyenlerdendir.
Türk sporu, koltuğuna güç katmaya çalışan yöneticilerden çok çekti. Mehmet Akif Üstündağ ise tam tersine, oturduğu koltuğa değer katan, voleybolu Türkiye'nin en sevilen, en birleştirici branşı haline getiren bir isim. Sanırım onun bu çabalarının etkisiyle olacak, ‘Biz Voleybol Ülkesiyiz’ tınısını her duyduğumda yüzümün aldığı o tebessüm de hep onun siması düşer gözlerimin önüne.
Bugün kız çocuklarımız ellerinde voleybol toplarıyla salonlara koşuyorsa, dünya devleri Türkiye karşısında sahaya çıkarken biraz ayakları titriyor, biraz çekiniyorsa ve "Filenin Sultanları" bir markaya dönüştüyse, bu başarı hikayesinin görünmez başrolünde kesinlikle Mehmet Akif Üstündağ’ın imzası olduğunu düşünüyorum. Sultanların şansı ve özgüvenleri bu kadar yüksek ise, arkalarında dağ gibi duran bir başkan etkisini göz ardı etmemek gerekiyor.
Kimdir diye soracak olursanız da o mütevazi kişiliği birkaç cümle ile anlatayım isterim.
Fabrika Voleybol" altyapı hamleleriyle Türkiye genelinde genç yeteneklerin keşfine çıkan, Vodafone ve Mercedes-Benz gibi dev markalarla yapılan anlaşmalarla da federasyona tarihi sponsorluk bütçeleri kazandıran, bu vizyoner ekonomik model ve altyapı yatırımları ile Türk voleybolunun küresel alanda sürdürülebilir bir başarı ve marka haline gelmesini sağlayan insandır diyebiliriz Mehmet Akif Üstündağ için.
Onun bugünkü vizyonunu anlamak için onun voleybolun tozunu yutmuş geçmişine bakmak da gerekir. O, sadece evrak imzalayan bir yönetici değil; 1980’li yıllarda Galatasaray, Muhafızgücü, Petrol Ofisi ve Köy Hizmetleri gibi Türk voleybolunun köklü kulüplerinde sahaya çıkmış eski bir milli sporcu olduğunu da unutmamak gerekiyor.
Sahanın içindeki taktiksel deha gereksinimini ve bir sporcunun psikolojisini bizzat tecrübe etmiş, aktif oyunculuğunun ardından antrenörlük koltuğuna oturmuştur. Bu sporcu kimliği, ona bugün milli takım soyunma odasına girdiğinde diplomatik bir yabancı gibi değil, dert ortaklığı yapabilen eski bir takım arkadaşı gibi konuşma gücü veriyor. Sporcunun dilinden bu denli iyi anlamasının temel sebebi, o parkenin üstünde harcanan emeğin, dökülen terin ne anlama geldiğini bizzat kendi gençliğinden bilmesidir.
Sporun ne yazık ki sık sık siyasi tartışmaların, kutuplaşmaların ve polemiklerin gölgesinde kaldığı günümüz Türkiye'sinde, "siyasal kimliği" ve yönetim duruşu da ayrı bir ders niteliğindedir. O, voleybolu ülkedeki tüm farklı renklerin, görüşlerin ve arka planların ortak gurur alanı haline getirmeyi başarmış siyaset üstü bir figürdür.
Devlet kademeleriyle, bakanlıklarla ve uluslararası spor otoriteleriyle yürüttüğü kusursuz diplomatik ilişkiler, federasyonun ihtiyaç duyduğu yatırımların önünü sonuna kadar açmış, bunu yaparken de voleybolun o birleştirici, seküler ve çağdaş ruhunu hiçbir politik tartışmanın malzemesi haline getirmemeye azami özen göstermiştir. Aldığı güçlü devlet desteğini, sporu Anadolu’nun her bir köşesine yaymak, genç kızlara yeni vizyonlar sunmak için bir kaldıraç olarak kullanmış, onun yönetiminde voleybol, hiçbir ideolojinin değil, sadece ve sadece kırmızı-beyaz renklerin ve Türk bayrağının temsilcisi olarak kalmayı başarmıştır. Siyasetin keskin hatlarını, sporun birleştirici ve yumuşatıcı gücüyle eriten bu dengeleyici liderlik, Türk voleybolunun bugün en büyük idari güvencesidir.
Onun döneminde sultanlarımız FIVB Milletler Ligi (VNL) Şampiyonluğu, Avrupa'nın en büyüğü olan Avrupa Şampiyonluğu, Dünya Kupası Şampiyonluğu gibi unvanları kazandıkları gibi Tokyo 2020 ve Paris 2024 Olimpiyat Oyunları'na üst üste katılarak dünyanın en iyi korunan turnuvalarında yarı finaller ve tarihi dereceler elde etmişlerdir. Üstündağ döneminin başarısı sadece kadın voleyboluyla da sınırlı kalmamış, yıllarca gölgede kalan Filenin Efeleri yani Erkek Milli Voleybol Takımımız da onun dönemindeki doğru planlama, doğru antrenör tercihleri ve yatırımlarla kabuğunu kırarak, FIVB Challenger Kupası şampiyonluğu ile dünyanın en prestijli ligi olan Milletler Ligi’ne (VNL) yükselme başarısı göstermişler, Avrupa Altın Ligi'nde üst üste şampiyonluklar yaşayarak elit takımlar seviyesine adımlarını atmışlardır.
Mehmet Akif Üstündağ’ın Türkiye’de yarattığı bu muazzam voleybol ekosistemi, dünya voleybolunun patronlarının da gözünden kaçmamış, Kasım 2024'te, dünya voleybolunun en üst yönetim organı olan Uluslararası Voleybol Federasyonu bünyesindeki FIVB Voleybol Konseyi Başkanı seçilerek küresel düzeyde de voleybolun yönünü çizen en önemli liderlerden biri haline gelmiştir. 10 yıla sığan bu başarılar, tesadüflerle örülmüş bir şans silsilesi değil, bir spor adamının ilmek ilmek işlediği, vizyon, bütçe, altyapı ve sevgiyle yoğurduğu dev bir sistemin kaçınılmaz sonucu olmuştur.
Bütün bunları alt alta yazdığımızda da sultanların şansı ortaya çıkıyor. Haksız mıyım?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.