Erdal Çil
BAŞARIDA SINIR TANIMAYAN REKTÖRLER
Basın yayın organlarına zaman zaman kimi kamuoyu çalışmalarının haberleri düşer. Bu çalışmalarda akademik üretkenlikler, öğrenci memnuniyetleri, şehir/üniversite kriterleri gibi bazı değerler baz alınarak ulusal ve uluslararası sıralamalar yapılır. Uluslararası sıralamalarda maalesef durumumuz pek iç açıcı değil ancak bu değildir ki ülkemizde bütün üniversiteler aynı.
Türkiye'deki üniversitelerin, birkaçı hariç son yıllarda uluslararası sıralamalardaki başarısızlıkları bütün kamuoyunca bilinmekteyken tabii ki mevcut bu tabloda o kurumların en başında bulunan ve neredeyse sınırsıza yakın yetkilerle donatılmış rektörlerinin payını görmezden gelemeyiz. Bunun yanında başarılı olan üniversitelerin arkasında da akademik performansı yüksek ve vizyoner rektörlerin payının bulunduğunu da göz ardı edemeyiz.
Bugün dünyada bir üniversitenin gücü, yalnızca sahip olduğu fiziki ortamları, tarihi binalarıyla değil; ürettiği bilginin küresel etki değerine dönüşmesi, toplumsal fayda sağlaması ve coğrafyasının kimliğine ne kadar dokunabildiğiyle ölçülüyor. Türkiye'deki üniversiteler de son yıllarda uluslararası sıralamalarda kendilerine yer ararken, bu başarıların arkasında, akademik performansı yüksek, sürekli sahada olan, vizyoner rektörlerin imzası bulunuyor. Hangi rektörler başarılı sorusuna cevap aradığımızda da artık geleneksel bürokratik idarecilik anlayışından çok uzakta, bizzat kendisi uluslararası alanda saygın bir bilim insanı olan, kurumunu bir AR-GE merkezine dönüştüren, akademik hafızayı insani diplomasi aracına çeviren ve toprağın altındaki milli mirasa sahip çıkan lider özellikleriyle karşılaşıyoruz.
Bir vatandaş olarak, ulaşabildiğim sınırlı bilgi ve belgelerle de olsa bu konuda bir örnekleme yapacak olursam küresel veriler, uluslararası endeksler ve sahada yazılan devasa başarı hikayeleriyle yükseköğretimin çıtasını yukarı taşıyan o örnek rektörleri ve kurumsal icraatlarını şu başlıklarla sıralayabilirim.
1- Sanayi Entegrasyonu ve Girişimcilik Yönünden: Prof. Dr. Yusuf Baran (İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü) Yükseköğretimin dinamik yapısını sanayiyle harmanlayan İYTE Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, uluslararası alanda kazandığı ödüller ve yüksek bilimsel performansıyla "Girişimci Üniversite" modelinin Türkiye'deki en önemli temsilcilerinden olup, icraatları ve vizyonu ile üniversitesini bir devlet üniversitesi olarak sanayi ile tam entegre bir teknoloji üssüne dönüştürmüştür. Kampüs içerisindeki Teknopark' ı büyüterek öğrencilere ve akademisyenlere küresel girişimcilik kapılarını açmış, üniversite-sanayi iş birliğinde altın standartlar belirlemiştir. İYTE, onun döneminde ulusal ve uluslararası memnuniyet ve akademik başarı listelerinde zirveye yerleşmiştir.
2- Küresel Sıralamalarda Tarihi Zirve: Prof. Dr. Kemalettin Aydın (Sağlık Bilimleri Üniversitesi) Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, kurumu uluslararası sıralamalarda çok kısa sürede en üst sıralara taşımayı başaran stratejik bir yönetim performansı sergileyerek CWTS Leiden Ranking 2025'te Türkiye birinciliği ve Shanghai ARWU 2025'te Türkiye ikinciliği gibi tarihi başarılara imza atmıştır. Prof. Dr. Aydın liderliğinde kurumsal yayın performansı, tıp bilimlerindeki atıf etkisi ve uluslararası görünürlük rekor seviyede artış göstermiştir.
3- Küresel Ölçekte Bilimsel Liderlik: Prof. Dr. Metin Sitti (Koç Üniversitesi) Üniversiteleri dünya ligine taşıyan en nesnel ölçütlerden biri, üretilen bilimsel makalelerin aldığı atıflar ve bilim insanının kalitesini gösteren h-indeksidir. Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Sitti, 132 h-indeks puanı ve 60 binden fazla atıf ile Türkiye'deki rektörler arasında bilimsel etki bakımından açık ara lider konumdadır. Mikro-robotik ve biyomedikal teknolojiler alanında dünyanın en etkili bilim insanlarından biri olan Sitti, üniversiteyi küresel bir teknoloji üssü haline getirdiği gibi onun liderliğinde Koç Üniversitesi, uluslararası fonları (ERC gibi) en çok çeken ve tersine beyin göçünü en yoğun gerçekleştiren kurumlardan biri olmayı sürdürmektedir. Laboratuvarda üretilen teorik bilginin ticari ve tıbbi değere dönüşmesinde küresel bir vizyon ortaya koymaktadır.
4- Bilimsel Diplomasi ve Küresel İnsani Vizyon: Prof. Dr. Necdet Ünüvar (Ankara Üniversitesi) Başarılı rektörlük profilinin sadece laboratuvar duvarları arasına hapsolmuş bir akademik rekabetten ibaret olmadığını gösteren örnek bir lider. Bilgiyi, insanlığın en çok kanayan yaralarına şifa kılmak ve bunu yaparken ulusal gücümüzün (soft power) tanıtımına katkı sağlamanın çok ayrı bir deha gerektirdiğini biliyoruz. Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar, işte tam bu anlamda üniversitenin köklü tıp hafızasını küresel bir insani diplomasi enstrümanına dönüştürerek TİKA ile müthiş bir iş birliğine imza atıyor. Hayata geçirilen "Anne ve Bebek Sağlığını Koruma Projesi", Ankara Tıp'ın birikimini doğrudan Gambiya ve Mozambik gibi Afrika ülkelerine taşırken bölgedeki anne ve bebek ölüm oranlarını düşürmek üzere Ankara Üniversitesi tıp akademisyenlerini sahaya sürerken, Afrikalı hekimlerin de Ankara'da kritik klinik eğitimler almasını sağlıyor. Ünüvar’ın Güney Afrika, Tanzanya ve Sierra Leone gibi ülkelere kadar genişlettiği bu "bilimsel şefkat eli", Türk yükseköğretiminin dünyaya vizyon ihraç edebileceğinin en somut kanıtıdır.
5- Coğrafyanın Hafızasına Seferberlik: Prof. Dr. Mustafa Alican (Muş Alparslan Üniversitesi) Başarılı rektör deyince akla hemen büyük şehirlerin büyük üniversitelerinin gelmeyeceğini göstermesi açısından Anadolu’daki en iyi örneklerden birisi de Sayın Mustafa Alican’dır. Bir rektörün başarısının, sadece büyükşehirlerdeki devasa bütçeleri yönetmekle ölçülmeyeceğini, Anadolu'nun bağrındaki bir üniversitenin de bulunduğu coğrafyanın kaderini değiştirecek bir bilim üssü haline getirmekle de mümkün olabileceğini destek olduğu Malazgirt Kazı Alanı Projesiyle göstermiştir. Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alican, akademik imkanları yerel ve milli kimliğin inşası için adeta bir "bilimsel seferberliğe" dönüştürmüş, Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle yürütülen ve Türkiye'nin disiplinler arası en geniş kapsamlı ilk çalışması olan "Malazgirt Savaş Alanı Arkeolojisi Projesi", Alican'ın hamiliğinde devasa bir kurumsal kimlik kazanmıştır. Kendisi de bir tarihçi olan Prof. Dr. Alican, üniversitenin tüm idari, lojistik ve laboratuvar altyapısını Malazgirt ovasına indirmiştir. Türkiye'nin dört bir yanından gelen arkeolog, antropolog ve coğrafyacılara kurulan kazı evi ve laboratuvarlarla örnek bir ev sahipliği sunulmuştur. Türkiye'nin ilk Savaş Arkeolojisi Müzesi çalışmalarının temelini oluşturan bu bütüncül hamle, taşra üniversitelerinin vizyoner bir liderle nasıl küresel ölçekte bir araştırma merkezine dönüşebileceğini göstermesi açısından da çok önemli bir örnektir.
Kendi alanlarında yetkinlikleri ve etkinlikleri olan ve akademik anlamda zirve paye olan profesör olmuş insanları nitelik ve nicelik olarak ölçüp değerlendirmek bizim haddimiz değil tabii ki ancak üniversitelerin yaşadığımız şehirlerde taşıdığı anlamın büyüklüğünü idrak ediyor ve doğal olarak da yakınımızdaki üniversitelerin en az bu sıralayabildiğimiz üniversitelerin vizyonlarına sahip olmalarının bizim için ne kadar değerli olduğunu biliyoruz. Böyle başarılı rektörleri ve yaptıklarını gerek sosyal medyadan gerekse basından öğrenip takip ettikçe de ‘neden bizde de bu tür çalışmalar yapan rektörler olmasın’ demekten kendimizi alamıyoruz. Bahsettiğimiz rektörleri atayabilen sürecin istenirse bulunduğumuz illere de böyle rektörler atayabileceği ümidimiz sürmekte ve dört gözle, böyle başarıda sınır tanımayan rektörlere yenilerinin eklenmesini gözlüyor, temenni ve dua ediyoruz.
Erdal ÇİL
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.