KAÇAN EZRA BÜYÜK OLUR

Bekleme Salonunda kadınlı erkekli yaklaşık yirmi kişi. Kimseden çıt çıkmıyor. Salonun bir kenarındaki televizyonun sesi bile kısılmış. Haber kanalının sadece görüntülerini ve alttan geçen haber özetlerini okuyabiliyorsunuz.

Yüzlerin ekseriyetinde endişeli, yorgun ifadeler. İklimlendirme cihazlarının sağladığı serinliğin de etkisiyle bazı kafalar hafif yana düşmüş ve uyku ile uyanıklık arasında. Beş on dakikada bir bazen salona açılan kapıların sessizce açılması ve yine içeriden çıkan görevlinin, sanki salonun sessizliğini bozmak istemezcesine bazı kişilerle sadece göz ve baş teması ile içeriye çağırılması ile içeriden çıkan kişinin yakınları tarafından da yine samimiyet içerikli olsa da çıkanların sessizce karşılanmaları.

Bu görüntünün tek istisnası, belki de tek başkaldıranı beş yaşlarında bir kız çocuğu. Tam karşımdaki oturma grubunun en kenarında oturan henüz kırklarında görünmeyen adamın kızı. O oturma grubu, salonun en kenarında ve adamdan başka oturanı da yok. Sanki adam bilerek en kenara ve salonun da tam ortasına oturmamış gibi. Olur da kızı sessizliği bozar da bekleyenleri rahatsız eder diye özellikle oturmuş gibi. Adamın elinde bir cep telefonu ve sessizliğinden video izlemediği belli. Ya bir şeyler yazıyor ya okuyor ya da oynuyor. Halbuki yanı başında kızı da tam enerjik çağında ve sürekli babasına yaptığı bir şeyleri gösterme çabasında. Mesela oturma grubunun yumuşak yüzeyinde sanki denizde sırt üstü yüzüyor gibi ayakkabılarını yüzeye değdirmeden sırt üstü sürünerek babasına yaklaşıyor sonra aynı şekilde uzaklaşıp aynı hareketi bu sefer yüz üstü şekilde ve yine ayakkabılarını yüzeye değdirmeden özenli şekilde yapıp babasından ufak bir onay, bir aferin beklemekte ama her seferinde elleri boş küçük kızın. Adam çok meşgul ve elleri, gözleriyle hatta tüm vücudu, bütün dikkatiyle elindeki o küçük cep telefonunun içine girmiş gibi. Halbuki yanı başında bir sürü benzer dertlerle boğuşan insanlar ve yakınlarının yaşanmışlıkları, televizyon ekranında son dakika olarak sunulan veya alttan haber şeklinde geçen onca gelişmeler ve en önemlisi belki de arada da olsa canım, ciğerim, bir tanem diye bağırlara basılan ve hızla büyüyen evlatlarımız var ama uzağız bütün bunlara tıpkı karşımdaki şu adam gibi.

Küçük kız bazen babasından ümidi kesmiş gibi bütün hareketlerini bırakıp babasının yanına gelip oturuyor usulca ve etrafına bakan gözlerinde ortamın sıkıcılığına bir isyan fırlatıyor ama galiba etrafta benden başka da onun bu sessiz çığlığını gören de duyan da yok. İşte o anların birinde göz göze gelip, “Benim de canım çok sıkıldı ve oynayacak birini arıyordum” dememle hemen başını yanı başındaki babasına çeviriyor. Babası biraz da benim sesimin de etkisiyle ve kızının da isterik ifadesiyle uyanıp onay verdikten sonra biraz da çekingen tavırlarla kız yanıma geliyor. “Bana da evden çıkarken eşim, tanımadığım kişilerle oyun oynamamamı söyledi. Bu yüzden sizinle tanışmak istiyorum” deyip adımı söyleyince yine hafifçe babasına bakarak, benimki de ‘Ezra’ demişti.

Sen sporcu bir kızsın. Deminden beri yaptığın hareketleri hep izledim ve iyi bir sporcu olacağını anladım. Gel şimdi de yürüyüş ve dikkatini görelim deyip elimdeki su şişesinin mavi plastik kapağını başının üzerine koyup, düşürmeden yirmi adım ileriye gidip gelmesini söyledim. Tabii ilk önce gülmekten ve babasına bakmaktan dikkatini veremediğinden hemen düşürmüştü. Sonraki denemelerinde dikkat mesafesini her seferinde arttırarak neşeyle devam ettirdi. O dikkatini yoğunlaştırdıkça ben de el ve yüz mimiklerimle onu heyecanlandırıyor, teşvik ediyordum. Babası da artık elindeki cep telefonunu bırakıp bize bakıyor, kızın dikkati ve neşesi de artıyordu. Belki on dakika oynamış, konuşmuştuk ki içeriden annesi ve ninesi çıkmış, babasının da ayaklanmasıyla tıp merkezinden ayrılıyorlardı. Ezra babasına ümitsizce de olsa bütün tatlılığıyla. “Babacığım gitmeyelim. Biraz daha kalalım. Ben bu amcayı çok sevdim” demişti ama yaşlı ninesi aldığı terapinin de etkisiyle ayakta zor duruyordu. Ben de ayağa kalkmış ve “Ben seni burada bekleyeceğim. Sonra yine oynarız, tamam mı” deyince boynunu bükerek ayağa kalkmış ve bana elini uzatmış olan babasına sokulmuştu. Babası teşekkür ediyordu. Sanıyorum hem Ezra’yı oyaladığım için hem de kendisini uyarıp mesaj verdiğim içindi teşekkürü.

Ailece giderlerken arkasına dönüp dönüp el sallarken uğurlamıştım Ezra’yı. Ona iyi geldiğim gibi, Ezra’da bana, terapi merkezine, babasına iyi gelmiş; o kasvetli ağır havayı dağıtmış, sesleri, neşesi, enerjisiyle havayı değiştirmiş, nefes aldırmıştı adeta.

Neydi bizi Ezra’dan uzak kılan, Ezra’ları görmemize, duymamıza engel olan. Elimizdeki o küçücük cihazlardan çok daha büyüktü Ezra’lar. Gelecek dolulardı, enerji dolulardı ve bize de çok iyi gelmelerine rağmen neden uzaktık onlara. Üstelik onlar bize emanet edilmiş en değerli varlıklar değiller miydiler, o halde nedendi bu aymazlığımız, bu sorumsuzluğumuz?

Ezra’ ların yerine elimizden düşürmediğimiz, gözlerimizi ayırmadığımız o ışık saçıyor görünse de aslında ışıklarımızı karartan cihazları daha ne kadar hak ettikleri yerlere bırakmayacaktık. Ezra’lar özgürlüğümüze engel değildi. İstedikleri sadece birazcık ilgiydi ama diğeri bizi bağımlı kılarak direkt özgürlüğümüzü kısıtlar hale gelmişti. Bize sunduğu ne sevgisi vardı ne kokusu ne de bize özel sesi. Ancak Ezra’ ların bize iyi geldiği, bulundukları yere sesleriyle bile enerji saçtıkları o kadar belliydi ki ama duymuyor, görmüyorduk işte.

İçimizdeki Ezra’lar daha da büyümeden, çığlıkları kaybolmadan, ilgimizi esirgemeyelim ne olur!
Yoksa kaçan Ezra, çok ama çok büyük olacak. İşte o zaman elimizdeki cihazları kırıp parçalasak bile faydası olmayacak.

Benden söylemesi.

Bu yazı toplam 238 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Erdal Çil Arşivi

BİLGİ KÖPRÜLERİ KÜTÜPHANELERİMİZ

13 Temmuz 2026 Pazartesi 11:34

MUĞLA BİR İLKİ BAŞARMAYA HAZIR MI?

22 Haziran 2026 Pazartesi 09:09

DENİZLER HALKIN, KIYILAR RANTIN

15 Haziran 2026 Pazartesi 11:35

ŞEHRİMİN KÜLTÜR MAHFİLLERİ

08 Haziran 2026 Pazartesi 09:23

MUĞLA’NIN EN SOSYAL LİSESİ

01 Haziran 2026 Pazartesi 11:44

BU KUPA BU ŞEHRE ÇOK YAKIŞTI

11 Mayıs 2026 Pazartesi 09:37