Mina Duru Geçkil
DENİZ FENERİ
Kaybolduğumuzda durup bekler miyiz? Yoksa yönümüz bulmak için yürümeye devam mı ederiz? Evet çoğu kişinin cevabı yürürüz oldu muhtemelen. Peki neden yürürüz? “Belki yönümü bulurum” diye düşünüp. Bir umut ile yürürüz aslında. Yön bulma umudu…
Evet herkesin anladığı üzere bugün umudu ele alıp umut duygusunu konuşacağız. Tabii ki de bir klasik olan betimlemeyle işe başlayacağım. Önce “umut nedir” sorusunu cevaplayacağım. Umut ; karanlık bir okyanusta karşımıza çıkan deniz feneridir. Yani umut siyahlıktan çıkan bembeyaz bir kar tanesidir. Umut bizim boşlukta düşerken tutunduğumuz daldır. Umut nedensiz bir insana neden yükleyen bir güçtür… Mesela hani bazen öyle anlar olur ya. İnsan derki “tamam buraya kadarmış” işte umut o zaman insanı diriltir. Umut problemi insan gözünde küçültür. Korktuğu şeyi daha iyimserleştirir. Aslında her insanın ihtiyacı olan bir duygudur. Bazı şeylerin bittiği yerin aslında başlangıç olduğunu , her şeye rağmen ilerlemek gerektiğini öğretir insana. Yaşama sevincini yükseltir.
Mesela size bir masal anlatıyım mı? Kafanızda Mina gözünden “umudu” canlandırmak için.
“Bir gemi varmış. Açılmış uçsuz bucaksız okyanuslara. Gitmiş gitmiş gitmiş… Git gide hava daha da kararmış. En sonunda zifiri karanlık olmuş. Gemi nereye gideceğini bilemez haldeymiş. Tam o sırada yanına bir gemi daha yanaşmış. Seslenmiş kaptana “kaptan kaptan baksana hava zifiri karanlık bence burada durup bekleyelim” demiş. Buna karşılık öteki kaptan “ben devam edeceğim. İllaki karşıma bir fener çıkar ona göre sağsalim karaya ulaşırım” demiş. Karşısındaki kaptan ona dönmüş ve aşağılarcasına bir bakış atmış ama kaptan umut etmekten asla vazgeçmemiş. 2-3 saat daha yol almış fakat bir türlü deniz feneri çıkmamış karşısına. Kaptan kara kara düşünmeye başlamış “acaba ben de mi durup bekleseydim diye. Tam umudunu yitirmiş ki karşısına bir ateş böceği çıkmış. Kaptan demiş ki içinden “bu bana gelen umut ışığım”. Sonra kaptan bunları düşünürken ateş böceği kuzeydoğu yönünde uçmaya başlamış. Kaptanda “kaybedecek neyim kaldı ki bir umut takip edeyim” demiş. Sonra yarım saat kadar ateş böceğiyle beraber yol almışlar ki ateş böceği sanki kaptana selam verir gibi uçmuş ve sonra da gitmiş. Kaptan tam yine afalladığını düşünecekken karşısında bir şeyin parladığını görmüş. Evet bu gerçekten bir deniz feneriymiş. Kaptan umudun yüzünü kara çıkarmadığını anlamış ve yüzündeki sıcak tebessümle karaya yanaşmış.“ çok anlamlı bir hikaye. Gerçekten bir çok duyguyu ve zorluğu içinde barındırıyor. Mesela yanına yanaşan kaptanın bakışları veya sözleri eğer asıl kaptanın fikrini caydırsaydı yol alamazdı ama buna boyun eğmedi. Bu günlük hayatta da karşımıza çıkan küçük çaplı bir zorluk. Veya kaptanın ateş böceği sayesinde deniz fenerine ulaşması. Bu bile çok duygulu bir şey. Umudu ve azmi sayesinde sonunda karaya ulaşmasıda çok şey ifade ediyor. Yani umut bizim günlük hayatımızda da böyle aslında. Mesela diyoruz ki acaba yemekhane de yemek kalmış mıdır. Eğer “belki kalmamıştır” ihtimali ile yemekhaneye çıkmadaki belki de olan yemeği kaçırabiliriz. Mesela bu hasta olduğumuzda da geçerli “ya iyileşemezsem” diyerek tedavi olmamak iyileşebilme ihtimalimizi sıfıra indiriyor. Veya “ya başaramazsam” diyerek çabalamaktan vazgeçersek başarısızlığı önümüze altın tepsiyle getiririz. Veya başka bir yerden örnek verelim illa olumsuz düşünceler bizi mahvetmez. Mesela bir işe başladığımızda zaten ben başarırım demek de insanı tembelliğe iterek başarısızlığa sürükleyebilir. Yani aslında umut ve çabayı dengede götürmek gerek bir noktada. Ya da umutsuzluğa kapılmak da iyi değil. Umudumuzu yitirmeden her işi umudun omuzlarına yüklemeden yürütmeliyiz işlerimizi veya yapacaklarımızı.
Bu yazıyı yazarken bana destek olan anne ve babama çokça teşekkürlerimi iletiyorum. Herkesin olağan umutları olması dileğimle. Umarım yazdığım hikayeyi de beğenirsiniz. Sevgiler:)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.