NurHan Keleş
TÜRKİYE’NİN İKİ KUTUP ARASINDA STRATEJİK YENİ KÜRESEL AĞIRLIK MERKEZİ ŞANGHAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜDÜR
Küresel jeopolitikte taşların yerinden oynadığı, Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan tek kutuplu ya da blok merkezli düzenin çatırdayarak yerini "çok kutuplu dengelere" bıraktığı kritik bir tarihsel ekonomik çatışma ve bölgesel güç savaşların yapıldı eşikten geçiyoruz.
Türkiye’nin Savunma sanayiinde yakaladığı yerli ve milli ivme, askeri caydırıcılığı ve devasa ekonomik yatırımlarıyla önceki makalelerimde detaylı olarak dile getirdim. Türkiye, artık bölgesel bir aktör olmanın ötesine geçerek, küresel masanın kurucu oyuncularından biri haline gelmiştir.
NATO Zirvesi’nin hemen ardından gerçekleşen Şanghay İşbirliği Örgütü ŞİÖ Temasları ve muhtemel bir "tam üyelik" vizyonu, Batı ile Doğu arasında sıkışan değil, tam aksine her iki dünyayı birbirine bağlayan ve kendi Adalet, Hakikat ve liyakat temelindeki kendi öz değerleri temelinde, Türkiye’nin “Çift Başlı Kartalın” stratejik hamlesi ile “Kutup Yıldızı” üçüncü yol hamlesinin en net göstergesidir.
Türkiye’nin NATO içinde, Askeri ve savunma sanayi caydırıcılığı, ikinci büyük kara gücü olması, yıllardır sadece niceliksel bir büyüklük olarak görülürdü. Ancak son 15 yılda yerli savunma sanayiinde ulaşılan %80'in üzerindeki yerlilik oranı, İHA ve SİHA teknolojilerindeki küresel liderlik, 5. nesil milli muharip savaş uçağı projeleri ve hava savunma sistemleri, Ankara’nın askeri diplomasideki elini tamamen bölgesinde günümüzde değiştirdi.
NATO Zirvesi’nde önceki makalemde dile getirdiğim gibi Batı müttefiklerine küresel güvenliğin Türkiye’siz temin edilemeyeceğini, bir kez daha kanıtlayan Ankara, bu askeri yetkinliğini ŞİÖ masasına taşıdığında sadece bir "diyalog ortağı" olarak değil, Asya-Pasifik ve Avrasya güvenliğinde güçlü kilit bir üçüncü yol denge unsuru olarak algılanmaktadır. NATO üyesi olan, ancak Doğu’nun devleriyle güvenlik ve teknolojik iş birliği kurabilen bir Türkiye gerçeği vardır.
Avrasya coğrafyasındaki terörle mücadele ve sınır güvenliği konseptlerin de stratejik bir askeri derinlik kazandırmaktadır. Doğu ve Batı blokları arasında askeri risklerin tırmandığı anlarda, küresel ölçekte kriz çözücü, tek güvenilir emniyette bir ülkedir.
Türkiye’nin ulaştığı bu askeri güç, askeri ve jeo ekonomik güç olarak, Batı ve Doğu arasında, enerji ve lojistiğin tam kalbi, doğrudan ekonomik projeksiyonlarla desteklenmektedir. Askeri savunma sanayi ekonomisi, ihracatının sağladığı yüksek katma değerle sınırlı değildir.Güvenli ticaret yolları tesis etme yeteneğini de stratejik önemi ile coğrafya da derinliği kapsamaktadır.
Doğuda "Kuşak ve Yol İnisiyatifi" ile Asya’nın dev altyapı hamleleri yükselirken, Batı’da küresel tedarik zincirleri yeniden yapılandırılmaktadır. Türkiye ise tam bu noktada Orta Koridor ’un omurgasını merkezini ve ekonomin stratejik geleceğini oluşturmaktadır.
Türkiye’nin “Çift başlı kartalın” Batı kanadı Nato ve ekonomi pazarları, Doğu kanadı Şanghay İşbirliği Örgütü ülkeleri olarak da genel bakıldığında, Batı İttifakın güney kanadı özellikle ciddi koruması, NATO standardında teknoloji ve tatbikat savaş gücü entegrasyonuve terörle mücadele istihbarat paylaşımı, sınır güvenliği ve tehdit diplomasiyi aktif yapmaktadır.
Batı kanadı Gümrük Birliği, Avrupa ile doğrudan tedarik ve üretim zinciri entegrasyonu, Enerji koridorlarının güvenliği, yerel para birimleriyle ticaret ve Asya yatırımları. Batı Akdeniz ve Karadeniz lojistik hatlarının muhafazası yanında, Hazar geçişli Orta Koridor ve İpek Yolu güzergahlarının fiziki emniyetini sağlayacak güçte ve potansiyeldedir.
Ankara'nın Şanghay İşbirliği Örgütü ŞİÖ masasında, tam üye veya en üst düzeyde stratejik ortak olarak yer alması, Doğu-Batı eksenindeki enerji nakil hatlarının Mavi Akım, TANAP ve diğer hatları ve küresel tedarik zincirlerinin güvenliğini, doğrudan Türkiye’nin garantörlüğüne verme potansiyelindedir.
Batı merkezli analizlerde Türkiye’nin Doğu yönlü hamleleri sık sık bir "Eksen kayması" olarak nitelendirilir. Türkiye’nin hamleleri, 21. yüzyılın çok kutuplu gerçekliğini anlamaktan çok uzaktır. Türkiye’nin stratejisi bir bloktan kaçıp, diğerine sığınması değil esnek, çok yönlü ve kendi çıkarını merkeze alan değerleri temelinde üçüncü yol “Kutup Yıldızı” ile dengeli bir diplomasi yürütmektir.
NATO masasında müttefiklerine, kendi milli güvenlik kaygılarını kabul ettiren Türkiye, ŞİÖ zirvesi’nde tam üyelik veya derinleştirilmiş entegrasyon hamlesiyle Batı’ya bağımlı olmadığını, açıkça ilan etmektedir. Aynı zamanda ŞİÖ üyelerine de Çin, Rusya, Hindistan vb.Avrupa ve Orta Doğu pazarlarına açılan en güvenli kapı olduğunu özellikle göstermektedir.
Türkiye’nin gelecek projeksiyonu, Avrasya'nın çok kutuplu Denge Merkezi olmasıdır. Türkiye’nin NATO zirvesi sonrası ŞİÖ gündemini, Türk Devletleri Teşkilatı, İslam Ülkeleri Teşkilatı, Balkanlar, Kafkasya, Afrika yanında, yeni ortaduğu’da kurulan Mekke Savunma İttifakı ile bu kadar güçlü bir askeri-ekonomik altyapıyla takip etmesi, küresel siyasetin merkez sıklet merkezini değiştirmektedir.
Türkiye; askeri caydırıcılığı yüksek, savunma sanayii ile kendi kendine yetebilen, kritik enerji ve ticaret yollarını elinde tutan yapısıyla Doğu ile Batı arasında bir "tercih" yapmak zorunda olan ülke bir konumundan artık çıkmıştır. Aksine, her iki blokla da eşitler düzeyinde müzakere edebilen, oyunu kuran ve jeopolitik dengeleri kendi lehine tahvil eden ana stratejik aktör haline gelmiştir.
Türkiye “Çift Başlı Kartalı” artık çok kutuplu sosyoekonomik Dünya geleceğinde, kendi vizyonu ve değerleri temelinde, bir “Kutup Yıldızı” gibi üçüncü yolunu Türk-İslam Medeniyeti temelinde her alanda kadim tarihinden aldığı güçle perçinlemektedir.
Sevgi, Muhabbet ve Dua ile kalın İnşallah
NurHan Keleş
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.