MAKSAT İFTAR OLSUN

İlk Ramazan Ayı intibalarımızla başlamıştık geçen yazımızda. Ramazan Ayı geçmiş olsa da bereketinin, atmosferinin bütün yıla yayılması dileklerimizle bu hafta da oradan devam edelim istedim.

Haftaya Allah Kerim!

Muğla’da sıra dışı güzellikte bir ev sahibimiz olmuş, Stadyum Sokak’ da evimizi tutmuş, ailemizi getirmiş ve Muğla’daki ikinci Ramazan’ı ailemizle birlikte geçirmeye başlamıştık. Bu arada ekserisi yüksek lisans yapan arkadaşlarımızı da artık evimizdeki iftar sofralarında ağırlar olmuştuk.

Çağın önemli düşünürlerinden Fransız Jean Paul Sartre, “Kendisine görev verilmediği halde dünyadaki tüm sorunlardan sorumluluk duyabilenler ancak aydınlardır” der. Yeni tanışmış olmama rağmen, sayıları iki elin parmakları kadar olan, çok çabuk ısındığım, kaynaşıverdiğimiz bu gencecik, akademik hayatlarının henüz başında olan çocukların, ileride büyük işler yapacakları o zamanlardan belliydi görebilene. Biz Allah ne verdiyse yiyebiliyorduk yemesine de akılları, bu şehre lisans, ön lisans okumaya gelmiş, durumları iyi olmayan çocukların nasıl iftar ve sahur yaptıklarına takılıyordu. Gerçekten o zamanlar ne belediyenin ne de herhangi bir sivil toplum kuruluşunun adı bile okunmuyordu. Sadece birkaç cemaat biraz mevzii tutmuş gibi görünse de çocukların Ramazan’ın bereketinden mahrum kaldıkları, ıssızlaştıkları ortadaydı.

Ne yapılabilirdi mesela?

Uzun uzun konuştuk, istişarelerde bulunduk. Bizler elimizi cebimize atacaktık bu kesindi ama hani bazı şehirlerde olduğu gibi de kesinlikle isimlerimiz duyulmamalıydı. Asıl maksat iftar da olsa birkaç garibin karnını doyurabilmekti. Zaten on beş günde bir araya geliyor, ülke gündemi, yerel gündemdi derken oturup sohbet ediyorduk. Hatta bu buluşmalarımızı önceleri evlerimizde yaparken, şimdi o sıralar bu iş için en uygun salonu olan Kötekli Yücelen Otel’de yapmaya başlamıştık. Otel masraflarımızı da tek elden benim toplamamı uygun görmüşlerdi arkadaşlarımız ve her ay maaşlarımızı alınca herkesten eşit miktarda bir şeyler toplar olmuştuk. Bu çocukların iftar masrafları için de üzerine biraz ilave yapmamız yeterli olacaktı.

Her arkadaşımız kendi bölümlerinde öğrenim gören bu tür ihtiyacı olan öğrencileri hemen tespit etmişlerdi. Sayıları İlk başta elliyi geçmeyen isimleri listelemiştik. Şimdi sıra gizlilik çerçevesinde bunların şehirde hangi mekanlarda bu ihtiyaçlarını gidereceklerine gelmişti.

Açık Pazaryeri’nin orada, Kocamustafendi İlkokulu’na giden sokağın köşesinde Mavi Köşe isimli bir lokantayı gözüme kestirmiş ve gidip konuşmuştum. Adama elli kişilik listeyi verecek, adam da o listeden biri geldiğinde ne yerse yesin ücretini almayacak ve listedeki sütunun karşısına yemek bedelini yazacak, sonra da ben ay içinde ve sonunda olmak üzere iki kez uğrayarak borcumuzu ödeyecektim.

Merkezin dışında öğrencinin yoğun olduğu Kötekli’ de ise o zamanların tek pidecisi olan Hakkı Usta ile anlaşmıştık. Pidenin dışında hiç olmazsa Ramazan Ayına özel her akşam bir çeşit çorba çıkarmasını da teklif etmiş ve kabul edince de bir liste de ona bırakmıştık. Bizdeki ve öğrencilerdeki samimiyeti gören Hakkı Usta daha sonraları menüye kendinden bir de tatlı ekleyecek ve bedelini de bizden talep etmeyecekti.

Borç ödemek için uğradığımda her iki esnaf da bazı öğrencilerin bu hayrı kimlerin yaptığını merak edip sorduklarını ancak kendilerinin kesinlikle bir şey bilmediklerini sadece üniversitede çalışan birkaç arkadaş olduklarını tahmin ettiklerini söylemişlerdi.

İnanın maddi olarak hiç zorlanmamıştık o yıl. Önümüzdeki yıllar iftar yaptırdığımız sayı ilk yılın neredeyse iki katına çıkmış, öğrenciler Ramazan Ayı boyunca bu iki işletmeye giderek gönül rahatlığıyla iftarlarını yapmışlardı.

Eşi hemşire olan ve bir akşam görev yaptığı hastanede nöbetçi olan bir arkadaşımız, hazır eşi evde yok iken gidip bu iftar işimiz nasıl gidiyor diye meraklanarak bir iftar vakti Hakkı Usta’nın Pide Salonuna gitmişti. Vakit de yakın olduğundan hayli kalabalıkmış ama masanın birinde sadece bir gencin oturduğunu görünce kendisinden müsaade isteyerek oturmuş karşısına. Adını sorup tanışmışlar siparişlerini beklerlerken. Afyon’dan okumaya gelmiş. Babası bir süre önce inşaatta çalışırken düşüp ayağını kırdığı için okulu bırakmayı, kaydını dondurmayı düşünmüş. Sonra evin ısrarıyla gelmiş. Bu şehrin çok küçük olduğunu ve ders çalışma dışında başka hiçbir sosyal ortamın bulunmamasının aslında kendileri için önemli bir fırsat olduğunu düşünüyormuş. Arkadaş bakmış ki öğrenci cıvıl cıvıl ve gözlerinin içi parlıyor. Öğrenciden müsaade isteyerek ikisinin de hesabını ödemek istemiş. Öğrenci; “Hayır olur mu?” diye itiraz etmiş. “Hem siz benim masama geliyorsunuz hem de hesap ödemek istiyorsunuz. Olmaz! Bizim hesaplar zaten ödeniyor da ben sizin hesabınızı bu sefer ödeyeyim, başka bir sefer de siz ödersiniz. Hem o zaman ben şimdiki gibi mütevazı de davranmam. Hesabın oldukça kabarması için de gayret ederim” diye bir de espri yapmaz mı?

Arkadaş yine de hesabı ödetmemiş ve kendini tanıtmış, iş yerine davet etmiş öğrenciyi ama hayır yapanları öğrenci sormuş olsa da arkadaş bilmediğini söylemiş.

O gün o arkadaşımız orada gördükleri karşısında, oraya iftara gelen öğrencileri gördüğünde o kadar mutlu olmuş ve anlatmıştı ki: “İyi ki böyle bir işe teşebbüs etmişiz. İsimlerimiz merak konusu ama kesinlikle bir şey bilmemeleri çok güzel. Maksat iftar olsun. Başka maksadımız mı vardı zaten” derken kızaran gözlerini de saklayamamıştı.

Bu yazı toplam 19 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Erdal Çil Arşivi

MUĞLA’YA DAİR İLK RAMAZAN ANILARIM

16 Mart 2026 Pazartesi 09:27

SELAMI DEĞİL SELASI GELDİ

12 Mart 2026 Perşembe 09:31

SAMİMİYET TESTİ

23 Şubat 2026 Pazartesi 09:22

ŞEHRİ KATLETMEK

17 Şubat 2026 Salı 14:11

MEZAR VE NAR AĞACI

09 Şubat 2026 Pazartesi 10:27

ŞEHRE BİR ADAM GELDİ

03 Şubat 2026 Salı 09:44

TAKIM BURADA, SEYİRCİ NEREDE

27 Ocak 2026 Salı 10:52

DİLE GELMEYEN

20 Ocak 2026 Salı 13:33