Erdal Çil
MUĞLA’YA DAİR İLK RAMAZAN ANILARIM
Muğla’da hatırladığım ilk Ramazan hatıralarım, henüz ailemi getirmeyip üniversite misafirhanesinde kaldığım günlere dayanır. 1994 yılında Ramazan ayı yine şubat ve mart ayları içindeydi. Kızlarımın biri beş diğeri üç yaşındaydı ve eşim de okulda görev yaptığından tayin için, okulların kapanacağı mayıs ayını beklememiz gerekiyordu. Dolayısıyla her hafta sonu İzmir’e gidiyor, pazar akşamı ise saat 23.00 otobüsüne binip saat 03.00 civarında Muğla’da oluyor, birkaç saat istirahat sonrasında ise pazartesi sabahı işe başlıyordum. Misafirhane ve rektörlük binaları o zamanlar şimdiki Muğla Meslek Yüksek Okulu’nun bulunduğu binalardaydı. Girişteki güvenlik kulübesinde pazar akşamları genelde Sadettin isimli Yozgat’ lı bir personelimiz ile aslen Yatağan’ lı olan Mehmet Ali Ceviz isimli, üniversiteye özelleştirme sonucu Yem Sanayi’den geçmiş olan iki arkadaşımız nöbetçi olurlardı. Sahurda beni beklerler, beraberce hoş sohbet içerisinde yaptıktan sonra dinlenmeye çekilirdim.
Ramazan’da da olsa gün öyle veya böyle işe dalarak geçiyordu geçmesine de akşam saatleri, mesai sonrası hüzün gelip çatıyordu insana. Dünyanın en nezih mekânında da en güzel yemekleri yiyecek olsanız da olmuyordu işte. Ancak kimsesizlerin kimsesini unutmamak gerekiyordu. İşte üniversitemize yüksek lisans için gelmiş ve kendileriyle halen görüştüğümüz akademisyen arkadaşlarımızın bazılarıyla tanışmamız da o günlere dayanıyor. Yemek sonrası çıkıp evlerine gidiyor, daha yakından tanıyor, gece geç vakitlere kadar konuşup, muhabbet ediyorduk.
Öğle araları yemek yemediğimiz için ve mayıs ayı da yaklaştığından her öğlen Muğla’nın hoşuma giden birkaç sokağına çıkar, kiralık ev bakardım. Stadyum sokak ve Valilik çevreleri hoşuma giderdi ve yaptığım araştırmalarda bu yörelerde üç artı bir evlerin kiraları o sıralar evin durumuna göre dört bin ile beş bin lira arası değişmekteydi. Üniversitede beraber görev yaptığımız ve benden önce gelip de buraya taşınan arkadaşların Muğlalı ev sahipleri için de bana bolca telkinleri olurdu. ‘Aman evi beğensen bile belli etme ki fiyatı uçuk demesin!’ Her yıl yok oğlan gelecek evi boşalt, yok kendim taşınacağım laflarına hazırlıklı olmam gerektiği gibi söylediği fiyata da hafifçe gülüp hemen tam yarısını da benim teklif etmem gerekiyormuş da ortası ancak bulunabilsindi.
Stadyum Sokak, sağlı sollu ağaçlarıyla en beğendiğim sokaklardan birisiydi ve yaklaşık her gün uğramalarımın faydasını görmüş, beşinci katta bir boş kiralık daire ilanını görüp sahibini telefonla aramış, akşamüzeri evin önünde buluşmak üzere kendisiyle anlaşmıştık. O gün akşamüzeri buluşup evi gezip çok da beğenmiştim ama bereket ki yalnızdım, yanımda kimseler yoktu ve beğenilerimi epey kontrol altına alarak sormuştum ‘kira olarak ne düşünüyorsunuz’ diye. Dediğim gibi bu civarda ev kiraları dört binin altında değildi ama bu ev hem daha bakımlı hem de asansörlü bir binadaydı ve içimden geçen rakam da dört bin beş yüz lira rahat ederdi. Çok da dikkatli görünmeyerek adamı süzdüm. İnceden hafif uzun boylu, beyaz tenli, mahcup bir edayla çıkan kiracının dört bin iki yüz elli liradan çıktığını, şimdi kendisinin içinden geçenin dört bin beş yüz lira olduğunu ıkına sıkına söyledi ve sordu:
- Pekiyi sizin durumunuz ne? Sizce nasıl, münasip mi?
Dediğim gibi benim de içimden geçen aslında o rakamdı ama gerek adamın telaffuzu gerek o mahcubiyeti beni de merak ettirmiş, sormuştum.
- Ya tanışmadık sizinle ama siz Muğlalı mısınız?
- Evet Muğlalıyım.
- İçinden değilsinizdir o zaman. Hangi ilçesinden?
- Yok hayır! İçinden, Yaraş Mahallesindenim. Merkez Yeniköy’de oturuyor oranın camisinde imam olarak görev yapıyorum.
Artık iş espri yapma sırasına gelmişti ve sıkıntıdan ölecekmiş gibi karşımda duran adamcağızı rahatlatma zamanım gelmişti.
- Ama arkadaşların dediği hiçbir Muğlalı ev sahibi tanımına uymadınız. O yüzden yine de bir düşünün derim. Bence Muğlalı olamazsınız siz. Sonradan falan gelmiş olmayasınız?
Adam yine de rahatlayamamıştı.
- Yok hayır! Kaç kuşak doğma büyüme Muğlalıyız.
- Çok memnun oldum. Ben de İzmirliyim. Eşim de İzmirli.
Adamın kolunu tutmuş, karşılıklı gülüşür hale gelmiştik. Yine de fiyat olarak o benim de bir şeyler söylememi istiyordu. Mutluydum ve o kadar şükrediyordum ki böyle biriyle karşılaştığım için ama adamı da rahatlatmak için;
- Ben üç ay kadar eve taşınamayacağım belki. Çocuklar ancak okullar kapanınca gelebilecekler. O yüzden biz bir altı ay senin eski kiracının ödediği gibi dört bin iki yüz elli ödeyelim sonra bir yıl için de kiramız dediğiniz gibi dört bin beş yüz olsun. Olur mu?
Adam gerçekten rahatlamış, koluma girmiş, anlaşmıştık.
Bütün bunlara rağmen gel gör ki bu görüşmeyi mesai arkadaşlarıma anlatmakta o kadar zorlanmıştım ki. Kimisi olmaz, katiyetle inanmam. Sen abartıyor, iyimserlik oynuyor, bizi işletiyorsun dan tut da kimisi de milyonda bir örneği sana denk gelmiş diyordu.
O gün ev sahibim olan rahmetli Cemil Suda ile evinde iki üç yıl gibi oturmama rağmen uzun yıllar ailece görüşmüş, hatta daha sonraları yine evine kiracı ararken de bana söylemiş ve benim bulmamı istemişti.
Vefatıyla birlikte bu şehirde bir yanlarım eksilivermişti.
Mekanı cennet olsun Cemil Hocamın.
Çocukluğumda hatta gençliğimde kıymetini bilmez, ne anlama geldiğini de doğrusu anlamazdım ama insan yaş aldıkça anlıyor o duanın kıymetini. Allah hep iyileri çıkarmalıydı insanın karşısına. Bugüne, bu sütuna ancak bu güzellikler sığabildi.
İyileri, güzellikleri, güzel insanları paylaşmaya devam ederiz inşallah.
Ramazan Ayının huzur veren iklimi, güzellikleri kapınızdan eksik olmasın inşallah.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.