Erdal Çil
SELAMI DEĞİL SELASI GELDİ
Muğla' nın benim için eski Ramazan' ları, Muğla'ya ilk geldiğim yıllar olan 1994- 1997 Ramazan anılarıydı ve hastaneye yatar yazamam diye biriktirmiştim. Üzerinden 30 yıl geçmiş ama okurken bir çoğunuzu alıp içine çekecek anılar. Sonra en iyi yazı malzemesi toparlama yeri olan hastaneye ait yazılar da tasarlamıştım ama hastane günlerimde, direnler, sondalar takılı, damar yollarından antibiyotikler, serumlar, ağrı kesiciler verilir haldeyken aldığım bir haber bütün bunların üzerini bir çırpıda sildi. Tabii en gerçek, en kesin hakikatin ta kendisi olmasına rağmen ölümü kimse yanına, yakınına yakıştıramaz, yakıştırmıyor da ama gücü karşısında da tutulup kalıyoruz.
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi' nde görev yapan arkadaşımız Mustafa, astım hastası olan ve uzun süredir tedavi görmekte olan eşiyle evlerinde akşam otururlarken, gözünün önünde , ellerinin arasında, bir anda geçirdiği solunum yetmezliği sonrası can yoldaşını maalesef kaybetti.
Gençlik yıllarımızda, göreve yeni başladığımız yıllarda, evliliğimizin ilk yıllarında artık çevremize, çevremizdeki arkadaşların kurdukları ailelere daha farklı bakıyor, farklı gözlemlerde bulunuyorduk. Sevgili Mustafa' yı ve eşi Seyhan Hanım'ı da o yıllarda tanımıştım. Mustafa, uzunca boylu, yakışıklı bir çocuktu. Üniversitede görev yaptığı kültür, spor, sanat şubelerinde güzel organizasyonlara, imzalar atıyor, işleri gereği de o alanların tanınmış isimleriyle bir arada oluyordu. Hep kültürün, sanatın içinde olup da insanın kendini geliştirmemesi mümkün müydü? Mustafa zaten geliri çok iyi olmasa da çocuklarını iyi yetiştirmiş, kültürlü bir memur ailenin tahsil görmüş çocuğuydu.
İşi de kendisini erkenden daha nitelikli hale getirince özgüveni iyi gelişmiş ve kısa sürede üniversitenin en tanınır şube müdürü olmuştu.
Böylesine görevlerde mesai saati mefhumu olmuyordu. Çocuklar küçüktü ve anne babayı yanlarında en çok görmek istedikleri zamanlardı ve işte böyle durumlarda olaya eşin müdahil olması gerekiyordu ve hiçbir şekilde de en ufacık bir boşluk bırakmaması gerekiyordu. Seyhan hanım işte orada öyle bir performans sergilemişti ki yeri geldi bir anne baba olmanın ötesinde kusursuz bir hanımefendi olarak da ailenin kendine verdiği o misyonu kusursuz yerine getirdi. Evde eşinin, çocuklarının yanında olmadığı zamanların telafisini de Mustafa onları, çevrelerinde ulaşabildikleri en iyi mekanlarda ağırlayarak gideriyor, gönüllerini almaya çalışıyordu.
Muğla' dan Tekirdağ'daki üniversiteye Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanı olarak gitmişti ve güzel işlere de imza atmıştı ancak neredeyse memurun artık mukedderatı haline gelen her yeni gelenin kendi ekibiyle çalışmak istemesi, onun da kızağa çekilmesi sonucunu getirmişti. Elbette yönetim bir güven işiydi ve gelenin güvendiği kadrolarla çalışması kadar da doğal bir şey yoktu ancak bunu yaparken kamu kaynaklarının etkin ve verimliliğini de unutmamak gerekiyordu. Bugün bizdeki kamu kaynaklarının bu kadar hoyratça kullanılması, işlerinin en verimli çağlarında bilgi ve, birikim sahibi olmuş bir sürü memuru ki, bunların çoğu da ek göstergeleri yüksek, yönetim kademesinde bulunmuş kimselerdir ki bugün neredeyse, hepsi bankamatik memuru olmuş durumdadırlar.
Gönül istiyor ki bu tür görevden almalarda keyfilik yapılmamalı yetersizlik veya bir kusur, suç isnadı söz konusu ise bunun hukuki süreçleri uygulanmalıdır.
Mustafa, kurumu ve kurum yöneticileri ile ilgili bizlere tek söz etmedi. Bu yüzden onun görev değişikliğiyle ilgili süreçte neler yaşadığını bilemiyorum. Tabii ki üzüldüğü, ekonomik yönden zorlandığı, mutsuzluğunu ailesine de taşıdığı zamanları olmuştu ve eşi Seyhan Hanım bütün bu süreçlerde onun tek sığınağı, arkasındaki dağ olmuş, hep dimdik ardında durmuştu.
İnsan büyükleniyor, böbürleniyor, kibirleniyor ama ne doğumuna ne de ölümüne kısaca kadere dair tek bir noktaya bile yetmiyor, yetemiyordu işte.
Ameliyattan çıkıp telefonumu elime alıp, üç günlük uçak modundan çıkarttığım o akşam aldığım bu haber belki de durumum itibarıyla sanırım ama beni çok üzdü. Sosyal medyada yazışmalarımızda hep kendisinin unutulmamasını isteyerek Tekfurdağı' ndan selamlar cümlesiyle veda ederdi. Bu kez Tekfırdağı' ndan gelen haber ise selam değil sela haberi olmuştu. Düğümlenip tıkandığım için Mustafa' yı aramayı ertesi güne bıraktım.
Ölüm, gidene neler yazar, neler yaşatır bilinmez ama, geride kalanlara çok daha fazla hikâyeler yazdırır. Mustafa, umuyorum ki bundan sonraki süreçte de kendisine yakışanı en iyi şekilde yapacak ve güçlü olacaktır.
Allah kendisine, çocuklarına ve bütün yakınlarına büyük sabırlar versin. Merhume Seyhan kardeşimizin de ruhu şad, mekanı cennet olsun İnşallah.
Erdal ÇİL
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.