Şadi Ada Telli
Sekülerlik Modern Aklın Zemini
Sekülerlik bugün hâlâ bilinçli biçimde yanlış anlaşılıyor. Kimileri için bu, Tanrı’ya karşı bir tavır; kimileri içinse toplumu köklerinden koparmaya çalışan bir yaklaşım. Oysa sekülerlik ne Tanrı’yla kavga eder ne de inançla. Sekülerlik, çok daha basit bir şey söyler: Kimse Tanrı adına konuşamaz.
Kamusal alan, kutsal metinlerle kurulamaz. Çünkü herkes aynı kitaba inanmaz ama herkes aynı sokakta yaşar. Aynı okulda okur, aynı hastaneye gider, aynı yasaya tabi olur. Bu yüzden ortak hayat, vahye değil akla dayanmak zorundadır. Sekülerlik bir lüks değil, birlikte yaşamanın asgari şartıdır. Latin Amerika’da geçtiğimiz bir yılbaşı kutlamasında kamu organizasyonunda yalnızca evanjelik müzik için ayrı bir sahne ayrılması, toplumun belirli bir dini grubuna ayrıcalık yapıldığı gerekçesiyle ciddi tartışma doğurdu. Eleştiriler, kamu kaynaklarının belli bir inanç lehine kullanılmasının anayasal sekülerlik ilkesine aykırı olduğu yönündeydi.
Bilim tam da bu yüzden rahatsız eder. Çünkü açıklarken kimseye ayrıcalık tanımaz. Yeryüzü milyarlarca yıldır dönmektedir ve bu süreçte evren, insan merkezli bir anlatıya ihtiyaç duymamıştır. Doğa işler, değişir ve yoluna devam eder. Bilim bunu anlatır. Ne eksik ne fazla. Darwin’in ortaya koyduğu evrim kuramı bu yüzden sadece biyolojiyle ilgili değildir. İnsan için çok daha sarsıcı bir şey söyler: Merkezde değilsin. Ayrıcalıklı değilsin. Doğanın dışından gelmedin. Bu fikir, bilimsel olduğu kadar psikolojik olarak da ağırdır. Tepkiyi de asıl burada üretir.
Evrime, bilime ya da seküler düşünceye yöneltilen itirazların çoğu veriyle ilgili değildir. Mesele, insanın kendisi hakkında duymak istemediği şeylerdir. Seküler akıl, insanı kutsamaz. Ona sorumluluk yükler. Her iddiayı sorgular. Her sözü eşit kabul etmez. Bu yüzden konforlu değildir.
Bilim Tanrı’yı reddetmez. Tanrı’yı tartışma konusu yapmaz. Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu bilimsel bir mesele değildir. Sorun, bu inancın başkalarının hayatını düzenleyen bir argümana dönüştüğü noktada başlar. Çünkü o noktada artık inanç konuşmaz, iktidar konuşur.
Sekülerliğin “elitist” olmakla suçlanması da buradan gelir. Oysa akıl seçicidir. Her iddiayı ciddiye almak zorunda değildir. Her söyleneni, kutsal bir referansa dayandığı için meşru saymaz. Bu kibir değil, filtredir. Medeniyet dediğimiz şey de zaten bu filtreden geçen fikirlerle kurulur.
Kimse inanmak zorunda değildir. Kimse de inancını terk etmek zorunda değildir. Ama kamusal alanda ayakta kalan şey, inanç değil akıl olmalıdır. Çünkü özgürlük, kutsala saygıdan değil, akla sadakatten doğar
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.