Şadi Ada Telli
Tabela Yerinde, Toplum Geride
Toplumlara kural koyarken en sık yapılan hata şudur: Olması gerekenle, anlaşılabilen şey birbirine karıştırılır.
Oysa kural, ideal bir insan varsayımıyla değil; toplumun mevcut zeka, bilinç ve eğitim ortalamasıyla çalışır.
Son günlerde Mersin’de yaşanan bir olay bu gerçeği en çıplak biçimde gösterdi. Bir sürücü yaya geçidinde durdu, yol verdi. Olması gerekeni yaptı. Arkadan gelenler hazırlıksızdı; zincirleme kaza yaşandı. Doğru bir davranış, bu ülkede hasar kaydına dönüştü.
Sorun yaya geçidi değil.
Sorun, o yaya geçidinin gerektirdiği zihinsel altyapının bu topluma henüz verilmemiş olması.
Biz genelde tersinden ilerliyoruz.
Önce tabelayı dikiyoruz, sonra bilinç bekliyoruz.
Önce kuralı koyuyoruz, sonra neden uyulması gerektiğini anlatmıyoruz.
Avrupa’da kimse yaya geçidinde duruldu diye alkışlamaz. Çünkü orada bu bir erdem değil, sıradanlıktır. Davranış içselleştirilmiştir. Ama bu yalnızca bilinçle açıklanamaz; yaptırımlar nettir, caydırıcıdır ve tartışmasız uygulanır.
Boş yolda kırmızı ışıkta beklersiniz.
Yaya adımını attığında araç durur.
Çünkü herkes bilir, uymamanın bir bedeli vardır.
Bizde ise tam tersi yaşanır. Yaya geçidinde duran sürücü “iyi insan” ilan edilir. Yol veren alkışlanır, şaşkınlıkla karşılanır. Çünkü bu davranış sistemin değil, bireysel vicdanın ürünüdür.
Sorun tam da burada başlar.
Kural vardır ama yaptırım zayıftır.
Tabela vardır ama denetim yoktur.
Vicdan beklenir ama sistem suskundur.
Bu yüzden Avrupa tabelası burada çalışmaz.
Çünkü o tabela, arkasında güçlü bir denetim ve net bir yaptırım ister.
Biz ise Hindistan refleksiyle Avrupa tabelası kullanıyoruz.
Aynı çelişki hayatın her alanında karşımıza çıkar.
Çöp ayrıştırma isteriz ama cezası yoktur.
Sıraya girmeyi bekleriz ama bozan kazanır.
İfade özgürlüğü deriz ama sınırları belirsizdir.
Kural, tek başına medeniyet üretmez.
Bilinçle desteklenmeyen kural işlemez; yaptırımla desteklenmeyen bilinç kalıcı olmaz.
Belki de önce yaya geçidi çizmek yerine tümsek koymalıydık.
Önce freni öğretmeli, sonra vicdanı hatırlatmalıydık.
Çünkü bu ülkede sorun kuralsızlık değil.
Yanlış seviyede konmuş, yaptırımsız kurallar.
Medeniyet bir tabela meselesi değildir.
Bir zihin ve sistem meselesidir.
Zaten bu mesele bu topraklar için yeni de değildir. Cumhuriyetin kurucu aklı tam olarak bunu anlatıyordu. Atatürk’ün ilke ve inkılapları, kural koymaktan önce insanı dönüştürmeyi hedeflerdi. Hukuk devleti, laiklik, eğitim reformları; hepsi tabeladan önce zihni inşa etme çabasının ürünüdür.
Atatürk, toplumu ileri taşımak için sadece yasalar çıkarmadı. O yasaların anlaşılacağı, benimseneceği ve uygulanacağı bir bilinç zemini oluşturmaya çalıştı. Çünkü çok iyi biliyordu ki; kanun kitapta kalırsa işe yaramaz, inkılap zihinde karşılık bulmazsa yarım kalır.
Bugün yaşadığımız sorun da tam olarak budur. İlkelere sahip çıkıyoruz ama yöntemini unutuyoruz. Kuralı ithal ediyor, zihni ihmal ediyoruz.
Oysa çağdaşlaşma; tabelayı asmak değil, o tabelayı okuyup anlayacak toplumu yetiştirmektir.
Bu da, Cumhuriyetin bize kattığı en temel derslerden biridir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.