TÜRKİYE “ÇİFT BAŞLI KARTALI” ARTIK GÖKLERDE NATO ZİRVESİ İLE TÜRK-İSLAM DÜNYASI YENİ LİDERİDİR.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleşen 2026 Ankara NATO Zirvesi’nin yankıları, transatlantik koridorlarından çok daha öteye, Balkanlar’dan Orta Asya’ya, Kuzey Afrika’dan Körfez’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada derinden hissedildi.

Özellikle zirve sonrasında, NATO ülke liderlerin ve Batı basının, Cumhurbaşkanlığı Külliyede sergilenen organizasyondan çok derin etkilendikleri görülmüştür. Ülke Liderleri ve Askeri delegasyon toplantıların yanında, özellikle basın mensupların ve katılımcıların Türk mutfağının lezzetleri karşısında, çok derin etkilendiği görülmüştür.

Bu tür büyük organizasyonlarda, Türk-İslam kültürünü derinden hissetmeleri, Türk Milletinin köklü kadim tarihi ve Anadolu İrfanı kültürünün ne derece insanı derinden dokunduğuna, basın mensupların duygu dolu anlatımları ile bizlerde şahit olduk ve biryandan gurur duyduk.

Zirve, Batı ittifakı içinde Donald Trump’ın "yük paylaşımı" baskıları ve savunma bütçelerinin GSYİH’nın yüzde 5’ine çıkarılması hedefleriyle konvansiyonel bir askeri aritmetiğe sıkışmış görünse de, durum bambaşka bir stratejik ufka yani Dünya’da Türkiye’nin tanıtımına, özellikle Turizm açısından da çok ciddi bir kapı araladı.

NATO zirvesi ile Türkiye ağırlığını her alanda ortaya koymuştur. Türkiye zirvede kendi ülke çıkarlarını dile getirdiğini özellikle CAATSA yatırımların kalkmasını, F35 Savaş uçakların verilmesi başlıklar yanında diğer taleplerini de açıkça dile getirmiştir.

Ancak Trump’ın zirve öncesi söylediği olumlu sözlerine karşılık, zirve sonrasında dönüşte F35 savaş uçakları ile dile getirdiği “Kongrede görüşeceğiz” ifadesi bize şunu söylemektedir. Liderler arasındaki dostluk ilişkisi elbette önemli ancak ülkeler arasındaki ilişki ise tamamen ülke menfaatleri çıkar ilişkisi temelinde şekillenmektedir.

Ankara, NATO içindeki yerini yerli ve milli savunma altyapısıyla tahkim ederken, eş zamanlı olarak biryandan Türk ve İslam Dünya’sının jeopolitik ağırlık merkezine kendisini dönüşmüştür. Batı’nın çizdiği sınırların ötesinde, "Türk-İslam Dünya’sının stratejik liderliğini” doğal olarak ilan etmiştir.

Türkiye, Selçuklu “Çift Başlı Kartalı” gibi batı ve doğu arasında sadece bir tampon değil, aynı zamanda İnsanı merkeze alan stratejik vizyon ile mazlum coğrafyaların, yeni güvenlik garantörü olma rolünü iyice Dünya’da pekiştirmiştir.

ABD ile İran arası ateşkes görüşmeleri olumlu geçti diyerek sevindiğimiz bir zamanda, NATO zirvesi hemen sonrasında, ABD’nin özellikle Hürmüz boğazı sorunu nedeniyle, İran’ı tekrar bombalaması, önümüz sürecin savaşların artacağı bir güç mücadelesine dönüşeceği, bir savaş arenasına girmekte olduğumuz özellikle görülmektedir.

Batı Transatlantik ittifakında güçlenen altyapımız, Doğu’da güven veren bir kimliğe dönüşmüştür. Türkiye’nin son yıllarda, Savunma Sanayiinde yakaladığı ve Ankara Zirvesi’nde tüm Dünya’ya sergilediği "Askeri caydırıcı güç şovumuz", sadece NATO’nun batı kanadını elbette korumuyor.

Aynı zamanda Kaan, İha ve Siha filoları, hava savunma sistemleri ve deniz platformlarında ulaşılan yerlilik oranı, Türkiye’yi bağımlı bir müttefik olmaktan çıkarıp, kendi göbeğini kesen küresel bir aktör ve güç haline getirmiş, aynı zamanda Türk-İslam Dünya’sının lideri olmasına zemin hazırlamıştır.

Bu askeri ve teknolojik bağımsızlık, Türk-İslam Dünya’sı açısından psikolojik ve stratejik bir kırılma noktasıdır. Yüzyıllardır Batı’nın askeri ve teknolojik hegemonyası karşısında savunmasız kalan ya da ipotek altına giren Türk-İslam coğrafyası artık kendi yolunu çizecektir.

Bugün kendi savunma sanayii standardını oluşturan, ambargolara meydan okuyan ve bunu yaparken de NATO masasında oturan bir Türkiye alternatifiyle dinamik güçlü bir ülke ile karşı karşıyadır. Türkiye’nin güçlenmesi, bu coğrafyalar için bir tehdit değil, aksine küresel adaletsizliklere ve haksızlıklara karşı sığınılabilecek güvenli bir liman anlamına geliyor.

Ankara NATO zirvesi sonrası Türk-İslam Dünya’sında Türkiye’nin rolleri daha geniş olarak ortaya çıkmaktadır. Ankara’da şekillenen bu yeni jeopolitik gerçeklik, Türkiye’nin tarihi ve kültürel bağları olan coğrafyalarda önümüzdeki dönemde üstleneceği roller net olarak ortaya çıkmaktadır.

Türk Dünya’sının güvenlik şemsiyesi ve entegrasyonu temelinde, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyesi ülkeler, Rusya-Ukrayna savaşı ve bölgesel istikrarsızlıklar nedeniyle çok ciddi bir güvenlik arayışındaydı. NATO zirvesi sonrası Türkiye’nin dengeli diplomatik ve askeri gücü karşısında artık liderliği her alanda görülmüştür.

Türkiye’nin NATO içindeki konumunu ve kendi askeri kapasitesini tahkim etmesi, Orta Asya’daki kardeş cumhuriyetler için "Alternatif bir güvenlik mimarisi" anlamına geliyor. Türkiye; Azerbaycan ile başlattığı ortak ordu ve doktrin modelini, Orta Asya’ya yayarak Türk Dünyası'nın ortak savunma sanayii ve güvenlik ekosisteminin kurucusu rolünü önümüzdeki süreçte oynayacaktır.

İslam Dünya’sının Askeri teknolojik ve mühimmat talebini merkezine alması ile yapmış olduğu arayışlar, Körfez ülkelerinden zirveye katılan Katar, Bahreyn, BAE ve Kuveyt gibi ülkeler yanında, Kuzey Afrika’ya kadar İslam Dünya’sı, artık tek taraflı olarak Batı’ya yada Çin’e askeri olarak artık bağımlı kalmak istemiyor.

Ankara zirvesinde de görüldüğü gibi Türkiye, Batı ittifakının teknolojik standartlarına hâkim tek Müslüman ülke ve askeri güçtür. Bu durum, İslam ülkelerinin savunma altyapılarını modernize ederken, Türkiye’yi askeri ana tedarikçi ve savunma sanayi stratejik ortak olarak seçmelerini hızlandıracaktır. Türkiye, bu ülkelerin egemenlik haklarını korumalarında en büyük güvence olacaktır.

Ankara zirvesi ile küresel masada özellikle zalimlere karşı "Mazlumların sesi" diplomasisi, Türkiye’nin gerektiğinde Batı ile müttefiklik ilişkisini sürdüren, gerektiğinde ise Gazze, Doğu Türkistan ya da Afrika’daki sömürge karşıtı hareketlerde olduğu gibi İslam Dünya’sının hamiliğini üstlenen, Selçuklu “Çift Başlı Kartalı” dış politikası tescillenmiştir.

Savunma Bakanımızın kadim sembolümüze her alanda sahip çıkacağından hiçbir şüphem yoktur.

Türkiye, NATO içindeki veto ve müzakere gücünü, Türk-İslam dünyasının hak çıkarlarını korumak ve buralardaki krizlerde Batı’nın tek taraflı müdahalelerini dengelemek için bir manivela olarak özellikle kullanacaktır.

Türkiye ülkemizin bu başarısında, her alanda güçlü olmasını özellikle isteriz. Çok övülmemiz, takdir edilmemiz elbette güzeldir. Ancak Dünya’nın şu anki güç mücadelesi arenasında Analitik düşünürsek bizler asla rehavete kapılamayız. Her an savaş olacak şekilde tüm hazırlıklarımızı ülke ve millet olarak el elele vererek sorun üretmeden yapmalıyız.

Dünya’da halen aktif devam eden çatışmalara bakıldığında, Türkiye’nin güçlü olması çok ciddi olarak birilerini rahatsız edecektir. Her an sınanma noktasına gitme tehlikemiz her daim olacaktır. Özellikle İlişkimiz iyi olmasına rağmen, NATO karşısında olan, Rusya ve Çin’in ve diğer ülkeler nezdinde askeri hedef olma tehlikemiz vardır.

ABD’nin İran gerilimi, Gazze Kudüs sorunu, Suriye saldırısı, Yunanistan ve Güney Kıbrıs adalar ve 12 mil sorunu halen gerilmekte olan savaş fay hatlarımız olarak ciddi olarak karşımızda durmaktadır. Türk Milletimiz ve Ordumuz her an bu tehlikeler karşısında teyakkuzda olmalıyız.

Türkiye’nin NATO zirvesi ile kendi özümüz sembolümüz Selçuklu “Çift Başlı Kartalı” kanatları ile kendi Askeri jeopolitik doktrini ile artık tarihe geçmiştir. Kartalın Batıya bakan başı yani Transatlantik ABD ve AB ülkelerin saygınlığını ve güvenliğini kazanarak bölgesinde stratejik liderliğini artık pekiştirmiştir.

Biryandan da Kartalın Doğuya bakan başı ile yani Türk-İslam Dünyası liderliğini bağımsız yüksek Askeri Teknolojisi ile yine bölgesel stratejik liderliğini almıştır. Bu bize şunu gösteriyor, Türkiye’nin NATO zirvesi, aslında Türk-İslam Dünyasının liderliğini artık tartışmasız, tüm Dünya’nın kabullendiği bir tescil ve tastik görevi görmüştür.

Tarihte Selçuklu “Çift Başlı Kartalı”, Batı ve Doğu’yu dengeleyen hâkim gücünü, kanadıyla da bir yandan Batı’yı ve Doğu’yu adalet ve hakikat ile İnsanı merkeze alan, dil, din ve ırk ayrımı yapmadan, İnsana mazluma sahip çıkan, Türk Milletinin güçlü kadim derinliğe sahip olduğunu özellikle simgeler.

Ankara Zirvesi sonrasında ortaya çıkan bu tablo tam olarak budur. Türkiye, bir kanadıyla NATO içindeki askeri stratejik yerini perçinleyip Batı’nın teknolojisini ve masadaki gücünü elinde tutarken, diğer kanadıyla Türk-İslam Dünya’sına adalet, güvenlik ve yerli teknolojiyi taşıyor.

Ankara’da atılan imzalar sadece transatlantik ittifakını kurtarma çabası değildir. NATO zirvesi ile atılan imzaların arkasındaki, Türk savunma sanayii ve Devlet stratejik aklın, gelecekte İslam Dünya’sının ve Türk Devletlerinin kendi küresel ligini kurmasının da en büyük zemini hazırlayan temel harcıdır.

Türkiye ayağa kalktıkça ve büyüdükçe, kadim tarihinden gelen gönül coğrafyası da kendi öz güvenini yeniden güçlü bir şekilde her alanda kazanmaktadır.

Türkiye’nin kadim Selçuklu “Çift Başlı Kartalı” artık devreye girmiştir. Türk Milleti Ankara’da yapılan, NATO zirvesiyle, Devleti ile gurur duymuştur. Özellikle Devletimizin NATO Ülke liderlerine ayrı ayrı karşılaması sırasında, sergiledikleri ince detaylı düşünülmüş mesajlar, fazlası ile yerini bulmuştur.

Türkiye köklü kadim mirasına, sadece Devlet karşılama protokolünde değil, artık her alanda sahip çıkmaktadır. Turkuaz Medeniyet renklerimiz yanında, tarihte 16 büyük Türk Devletlerini temsil eden savaşçılarımız ve bayraklarımız, şimdi ise tam 200 yıl sonra tekrar ayağa kalkan YENİÇERİ ocağımızı, Mehter marşı ile NATO zirvesinde Ülke liderlerini Devlet protokolü ile karşılamamız,

Türk Milletinin Şanlı, Şerefli Hilali ve Yıldızı Al Bayrağımız ile şekillenen, AYYILDIZ KARARGÂHIMIZ ile Türk-İslam Medeniyetimize her alanda sahip çıktığımızın ve tartışmamız Türk-İslam Dünya’sının lideri olduğumuzun açık ve net mesajıdır.

Sevgi, Muhabbet ve Dua İle kalın İnşallah

NurHan Keleş

Bu yazı toplam 13 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
NurHan Keleş Arşivi